sevgi's profileSevgili(s.a.v), her acıy...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Gözyaşıyla Yüzü Yıkamaktır Edep...

    Edep;
    ağlayabilmektir ağlanılacak yerde
    insanlığın üzüntülerine,dertlerine...
    bazen gülebilmektir insanların
    yüzüne edep güneş gibi...
    ...
    Edep;
    müminliğini idrak edip umutla bakabilmek
    geleceğe edeple
    saadet devrini hatırlamak,

    hatırlamak neki unutmamak
    yaşamaktır edep
    ...
    Edep;
    takatin yettiği kadar haykırmak nefsine sessizce
    edepsizler duyana kadar
    gözyaşıyla yüzü yıkamaktır edep
    ...
    Edep;
    kuranın sesini duyabilmek duyurabilmektır edep
    gönlüne sindire sindire her zerresinde
    secdeye başkoymaktır gecenin bir yarısı...
    ...
    Edep;
    hülyalarında sadece onu görebilmektir...
    ona ümmet olabilmektir edeple
    ve sevebilmektir yaratılanı
    yaratandan ötürü
    ...
    en zor anında
    ümidini kaybetmemek
    paylaşmaktır medinedeki paylaşma gibi
    imanın yaldızıdır edeb
    ciddiyettir edep latifeyi unutmadan
    Dalkavukluğa kafa kaldırmaktır edep
    ...
    Edep;
    islam deryasına atabilmektir kendini
    fedakarlıktır aşktır edep
    dost kalabilmektir Allah dostuyla
    emanete sadakattır edep...
    bazen susmaktır gözyaşıyla edep
    günahları tövbeyle yakmaktır edep
    ...
    Edep yahu!

    Hakk'ın Aynası

     

    Biliyoruz ki, insan, Cenab-ı Hakkın aynasıdır.
    Allah, insanı kendinden bahşettiği bir nur ile yarattı ve büyük tecellilerle nasiplendirdi.

    Allah Rasulü (A.S.),
    Allah, Ademi kendi suretinde yarattı(Buhari, Müslim, Ahmed)
    derken işte bu hakikate işaret ediyor.

    Bunun için tasavvufta insana Mazhar-ı Hak (Cenab-ı Hakkın yansıdığı varlık)deniyor.
    İnsanın kalbi de Nazargâh-ı İlahi (Allahın baktığı yer) olarak tanıtılıyor.

    İnsanın vücudu, şu gördüğümüz maddi alemin unsurlarından yaratılmıştır.
    Fakat ruhi yönü, görünmeyen alemin hazineleri ile bezenmiştir.
    İnsanı yalnızca et ve kemik olmaktan kurtaran kalb, ruh, vicdan,
    ilim, fikir, sevgi gibi cevherler, işte o gayb alemine, yani melekût alemine aittir.

    Peki, insan diğer varlıklardan farklı olarak neden böyle özel yaratıldı?
    Bu özel yaratılış, çok özel bir vazife içindir:
    O Kudreti Sonsuz Yaratıcıyı tanımak, sevmek ve..
    bütün varlıklara bu sevgiyi yaymak.

    O halde bir kalp, ilahi sevgiden nasiplendiği ölçüde insanları sevebilir,
    yaradılmışlara hizmet edebilir, onların yükünü ve zahmetini çekebilir.
    Rahman ve Rahim olan Yüce Allahı tanıyan insan,
    bu tanıyışı miktarınca kendisinin ve diğer insanların kıymetini bilir,hakkını verir,
    adaleti gözetir. Ancak Allah sevgisiyle başkalarını karşılıksız sevebilir.
    İnsanlığın bugünkü manzarası bu gerçeğin ispatı değil mi?

    İnsanı kendine halife (temsilci) yapan ve onunla kainattaki mükemmelliği
    tamamlayan Yüce Rabbimiz, bu şerefli varlığın hak ve hukukunu koruma adına
    bizlere birçok emirler vermiş, yollar öğretmiştir.

    İşte din, bir anlamıyla, insanlığın şerefini korumaya yönelik
    bu emir ve yasaklar bütünüdür.

    Önce şunu bilelim:
    Yüce Rabbine iman eden herkes, gerçek insanlığa adım atmıştır.
    Ve Allaha giden dostluk yolculuğuna başlamıştır.

    Allah müminlerinin dostudur (Bakara/257) ayeti bu müjdeyi veriyor.
    O halde bir kalbe iman nuru girmiş ve baş secdeye eğilmiş ise,
    artık onun taşımaya başladığı ilahî nur ve emanet, ona karşı sevgi ve
    nezaketi gerektirir.

    Yerlerin, göklerin ve dağların taşımaktan çekindiği ilahî sorumluluk emanetini,
    müminler taşımaktadır. Bunun için müminlerin kıymeti büyük, hatırı yüksek,
    hukuku ağır ve işi ciddidir. Allahın dostlarına, yani müminlere düşman olmak,
    ancak Allahın düşmanlarının işidir.

    Hem Yüce Rabbimiz her mümini diğer müminin kardeşi yapmamış mıydı?

    Artık bu şerefli insana zulmetmek, onu haksız yere üzmek, kınamak,
    kendisiyle alay etmek kesinlikle yasaktır, yani haramdır.

    İnsanın canı, kanı, malı, ırzı ve şerefi Kâbe gibi kutsaldır, koruma altındadır.
    Haksız yere cana kıymak, kan akıtmak, mal gasbetmek, ırzı karalamak,
    şerefi zedelemek en büyük zulümdür ve haramdır.Bunları yapanın düşmanı Allahtır.

    Bu şerefli insanın arkasından çekiştirilmez, yüzüne karşı dalga geçilmez.
    Herhangi bir ortamda kusurları alay konusu yapılıp, şerefi çiğnenmez.

    Varsa bir kusuru, dostça ve mertçe kendisine söylenir, düzelmesi beklenir
    ve bunun için samimi olarak dua ve yardım edilir.
    Çünkü, günah ile kirlenen kalp ve zedelenen edeb, herkesin ortak kıymetidir.
    Günahla hastalanmış kalbi ve zayi edilmiş edebi kurtarmak için ortak çaba göstermelidir.
    Bu çaba, Allah sevgisinin, takvanın gereği ve erdemli insan olmanın işaretidir.

    Güzellikten sapmış, ayağı kaymış bir insanın kötü haline sevinmek ve
    onu düştüğü bataklıkta terketmek asla şerefli insanların işi değildir.
    Bu, dostluğa da sığmaz.

    Hakka aşık müminlere, kötülükle kirlenen bir kalp aynasını temizlemek için
    çabalamak düşer. Çünkü o kalp iman etmiştir;
    bu iman emanetini ve onun meyvesi olan edebi korumak her müminin vazifesidir.

    Rasulullah (A.S.) buyuruyor ki:

    Sizden biriniz diğer kardeşinizin aynasıdır;öyleyse onda bakana eziyet verecek
    kötü bir hal görürse, onu gidermeye çalışsın. (Buhari, Tirmizî)

    Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin kardeşidir;
    onun kaybolan malını ve çiğnenen şerefini korur,
    arkasından kendisini destekler,gıyabında hakkını savunur.(Ebu Dâvud)

    Mümin kardeşlerimizle farklı mizaç ve anlayışta,
    değişik görüş ve mezhepte olabiliriz. Aramızdaki ihtilafları fitne ve düşmanlık
    sebebi değil, rahmet vesilesi yapmalıyız.

    Cenab-ı Hakkın geniş tuttuğu bir yolu biz daraltmayız.
    nun hoş gördüğü bir kulu biz kınayıp darıltamayız. Darıltıyorsak
    o bizim kalbimizin darlığından ve hastalığındandır.

    İslâmın bizden istediği şefkat bununla da bitmiyor:
    Müminler, haksız yere başka dindeki insanlara ve diğer canlılara da zulmedemez.
    Müminin yapacağı ya şefkat ya da adalettir. Ötesi zulüm ve ihanettir.

    Abdullah TOKATLI

    Hakk'ın kahrında lütuflar gizlidir

    • Bir insanın gülmesi, Cenab-ı Hakk'ın o kula lütfünu, ihsanını anlatmada, hikaye etmektedir. Bir insanın ağlaması, feryat etmesi de Hakk'ın kahrından bir şikayettir.

    • Dünyada birbirine zıt olan, aykırı olan bu iki haberin de, hal dilleri ile bir sevgiliden geldiklerini rivayet ederler.

    Aziz Hüdaî hazretleri;

    "Hoştur bana senden gelen, Ya gonca veyahut diken! Lütfun da hoş kahrın da hoş" diye yazmıştır.

    • Hakk'tan gelen lutuf, gaflette olan kişiyi öyle şaşırtır ki, o Hakk'ın kahrını düşünmemek cinayetini işler de daima güleceğini zanneder.

    • Ötekine gelen kahır da ona ümitsizlik verir. 0 zavallı ye'se kapılır, bunalıma girer. 0 kahrın arkasındaki lütfu düşünemez.

    " Aslında kahırda ilahî bir lütuf gizlidir. Mevlana Dîvan-ı Kebîr'nin başka bir yerinde:

    "Gamdan, kahırdan daha tatlı, daha mübarek bir şey olamaz. Bunun karşılığı sonsuzdur. diye buyurmuştur. (Dîvan-ı Kebîr, c. VI, s. 265) Mevlana Mesnevî'de. de bu konuya bir çok , kere temas etmiştir. (Bkz. Mevlana, Hayatı, Şahsiyeti, Fikirleri, Ötüken yay., s. 270) Bır Mesnevî beytinde;
    "Paha biçilmez akîk pislik içinde gizlendiği gibi, Hakk'ın kahrı içinde lütuf gizlenmiştır. (Mesnevî, c. V, no. 1665) Başka bir Mesnevî beytinde de;

    "Onun hoş olmayan tecellîsi canıma hoş gelir. Gönlümü inciten, kıran sevgiliye canım" feda olsun." (Mesnevî, c. I, no. 1771) diye buyurmaktadır.

    • Aşk, esirgeyen bir şefaatçidir. Ikisini de görür, gözetir, korur.

    • Allah'ım, bu aşkı bize lütfettiğin için sana şükürler olsun. Biliyorum ki, senin kahrında bize sonsuz lütuflar var.

    • Şükürde kusurumuz olsa bile aşk nankörlüğe bile bakmaz. Onu bile hoş görür.

    • Bu aşk, ya kevserdir, ya ab-ı hayat; ömre sonsuzluk vermede, insanı ölümsüz etmededir.

    • Aşk, Allah ile insan arasında bir peygamber gibidir. îkisinin arasında gelir gider, birbirinden haberler getirir götürür.

    • Yeter artık sus, bunu ayet ayet okuma, zaten ayeti de aşk tefsir eder.
     
    “Sevgiyle acılar, tatlılaşır; bakırlar altına dönüşür.
    Muhabbetle tortular, berraklaşır; dertler, şifa verir.
    Muhabbetle ölü, canlandırılır. Sevgiyle padişah, köle yapılır.”

    (Mesnevî, II/ 1529-1531)

    Yandım Ey Yâr

    Felekler yandı ahımdan muradım şemn-i yanmaz mı?



    Aşkım sabrımı aşar diye korkuyorum.Ben de kalmam bu çilehanede biliyorum.Gel de şu yüreğe anlat.Gel dokun da bin ah işit…
    Yandım Ey Yar! Geceler ahımla inler oldu.Dışarıda efsunlu bir bahar var.Güllerin de hali sana aşikâr.Toprak küskün yağmura.Yağmurda yağmaz oldu yokluğunda.Gündüzler zulüm,gece keder ,gece gam ,gece boynu büküklük ,gece ölüm…
    Meylim yok dünya yollarında yürümeye bu nasırlı ayaklarla.Hani kovanımda balımsın isterse kovanım yağma olsun.Ama gel de istersen zehirim ol, ol da bu can ten evini terk edeyim.Bu gece ayın şavkı vurmasın yüzüme ve gece örtüsünü örtmesin üzerime.Bu bendeki gurbet zârı zârı inletiyor beni.Arşı tepelere verilen kızların ağıtlarından farklı benim ki.Ben suçunu inkar etmeyenlerdenim.Dünyaya mahkum edilişimin sebebini bilmekteyim.

    ‘Şayet aslından biraz ayrılsa can,öyle bekler vuslata ersin zaman’(Mesnevi.)


    Ne zaman vuslat Ey Yar! Can bitap düştü,saçlarıma hazan düştü. Sevdama köz düştü.Lime lime etti bu hasret beni.İlmek ilmek cana dokudum da seni, gönül gözüme hayranlık düştü.
    Özlem iklimlerinden dergahına sesleniştir bu, ahı feryada karışmış bir kıtmirin yanmasıdır.Gel ne olur bir gün çıkıp gel alev almadan ruhum.Canı dişinde,özü közünde bir ağlayıştır bu.Kâlin Hâle serzenişi,Mecnunun leylaya vurgunluğu.Gel ateşe su(uuu)…

    ‘Herkesin zannında dost oldum ama,kimse talip olmadı esrarıma.’(Mesnevi.)


    Sen benim esrarım,sen yok(sul)luğum,sen ahım,sen garipliğim,sen benim inşirâhımsın.Kalabalıklar içinde yalnızlığı acıya buladım gezdim biçâre.Kirletilmiş hecelerin arasında kayboldu adın bazen,an oldu kaldım divâne.Ve utandım adın başlara tâç iken.İnfak ettim nefsi diyerek çıkıp gel(e)medim huzuruna.Bu mağlubiyetin sonu şu demdeki halim oldu bak hanem gühahla dolu geldim kapına.Gayri bildim ben kendimi, ne olur kapından geri gönderme beni.
    Hatırıma düşen kelâmınla yaktım bu odu.Yak(sın) beni bu ateş hissizliğime kor düşsün yansın bu gece de.Nicedir ki düşmüşüm ben bu aşka,aşkın gözü körmüş,çek şu mili ,senden gayri her şeyi görmüş şu gözlere.Yüreği de koydum ortaya ,sür, sür de kızgın demiri belki hissetmez de.

    Maşukun sırrıyla aşık örtülü,sağ olan maşuktur aşık bir ölü.(Mesnevi.)


    Sır oldum Ey Yar! Koyboldum ,ben dahi kendimi kendimde bulamazken gel de beni çıkar benliğimden.Can benden çıktı artık kana boyandı.Bir hançer yarası sırtında yangın yerinde ateşe bulandı.Ben bu yolda yandım da pişemedim.Kâr ed(e)medim, amelim yetmedi huzuruna gelmeye ve sana hakkıyla eremedim.


    Ben yandım da felekler de yandı ey yar!.Sesime bir ses sun,ruhumda hazan,dışarıda bahar..Bir nazar ediver bu can aşkından yanar da yanar...
    Bir selam ...
    Bir nida,
    Bir meram
    Ey yar....

     

    Hüküm Giymişim(Celaleddin ADA)

     

    TEVAZU

      rose_de_L_amour

    لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلى مَا مَتَّعْنَا بِه اَزْوَاجًا مِنْهُمْ و

    َلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنينَ

    Hicr / 88. Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz

    dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme

    ve müminlere alçak gönüllü ol.

     

    وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنينَ

    Şûarâ / 215. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.

     

    وَعِبَادُ الرَّحْمنِ الَّذينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

    Furkan / 63. Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler

    ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında

    (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);

     

    وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ فَاِلهُكُمْ اِلهٌ

     وَاحِدٌ فَلَهُ اَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتينَ

    Hacc / 34. Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan

    cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine

    Allah'ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık.

    İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun.

    (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!

     

    اِنَّ الْمُسْلِمينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقينَ وَالصَّادِقَاتِ

     وَالصَّابِرينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمينَ وَالصَّائِمَاتِ و

    َالْحَافِظينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرينَ اللّهَ كَثيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

    Ahzab / 35. Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar,

    mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler

    ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar,

    sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar,

    sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar,

    oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar,

    ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar,

    Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya;

    işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

    HADİS…

    * İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor:

    "Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Allah Teâla hazretleri buyurdular ki:

    "Büyüklük benim ridamdır, azamet de benim izarımdır.

    Kim, bunlardan birinde benimle iddialaşmaya kalkarsa,

    onu cehenneme atarım."

    ·          

    * Ebu Sa'îdi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor:

     "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim Allah Teâla hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder

    (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir.

    Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa,

    Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır,

    böylece onu esfel-i safilîne (aşağıların aşağısına) atar."

    ·          

    Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:

    "Medine ehlinden bir cariye bile Resülullah aleyhissalatu

    vesselâm'ın elinden tutardı ve Aleyhissalatu vesselâm elini onun

    elinden çekmezdi de, cariye ihtiyacı için,

    O'nu Medine'nin istediği semtine çeker götürürdü.

    (Resülullah tevazu gösterir, itiraz etmezdi)."