sevgi's profileSevgili(s.a.v), her acıy...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Sen Ağlama

      

    Sarı Gül...Hüzün...

    Hep mi şansımıza sarı güller düşecek.

    Hiç kırmızı gül görmeyecek mi bu hüzünlü gözler.

    Gözyaşları hep akacak mı bir pınar misali.

    Özlemleri biriktirdik gönlümüzde,

    vefadan bir dem olsun Şûle gelmeyecek mi gözlerimize,

    Sevgiye muhtaç iken,

    Hüzün çiçeği mi tutuşturcaklar ellerimize…!

    Hüzün biraz isyandır, biraz rıza;

    biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak…
    Hüzün mübârektir, velûddur.

    Mübârek, velûd ve verimli olmayan gam, keder, tasa ve üzüntü, hüzünden değildir.
    Hüzün vakurdur, onurlu ve dürüst…

    Kaypak ve tamahkâr duygular, hüznü duyumsayamaz.

    Hüzün evet, duyumsanır. O denli nârin, o denli zarif…
    Büyülü bir güzelliği var hüznün.
    Biraz mum ışığıdır hüzün, biraz akşam alacasıdır.

    Biraz gazete satan çocuk elleri, biraz bebek ağlamasıdır.
    Hüzün zordur.
    Hüzün güçlüdür.
    Hüzün sızıdır. İnce, keskin, sivri…

    Varla yok arası…

    Parlak ve göz alıcı, anlık ve güçlü…
    Hüzün melezdir. Tefekkürle tedebbürün kendisi esmer, bahtı ak evladıdır. Asâletini tefekkürden, metânetini tedebbürden almıştır.
    Hüzün su gibidir. Azizdir. Şerefli ve nâdir…

    Hem her şeye yeter, hem yeri asla doldurulamaz.
    Tüy gibidir hüzün. Hafif ve yumuşak, canlı ve ölü…

    Hayattan ve ölüme dair…
    Hüzün, ALLAH Rasûlü’nün dostudur,

    Hüzün güzeldir.

    hoşgeldin hüznüm….

    O'nun için Olmak...

    Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi. Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu.. Diğer evlatları ona bu evlat sevgisini veremez miydi.. Bir sevgi uğruna hele ki yanında bu sevgiyi giderecek başka kişiler olduğu halde gözler körleştirilebilir miydi.. Ve Yusuf’un geleceği bilinmediği halde geleceğine dair bu kadar ümit beslenir miydi..

    Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü. Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı.. Hiçbir kız Leyla’nın verdiğini veremez miydi Mecnun’a.. Eğer istek sadece dünya ise o çölde Leyla’dan daha güzelleri vardı.. Yok eğer istek hem dünya hem ahiret ise o çölde yine bunu Mecnun’a verecek kızda vardı.. ama Mecnun illa neden Leyla diye çöllerde idi.. Neden Leyla’nın artık dünyadan göçtüğünü öğrendiği halde onu unutup gitmek yerine gidip Leyla’nın tabutuna uzanıp onsuz hayatı kendisine haram eyleyip o canı verenden ölümü istedi. Ve canı veren onun isteğini kabul edip o canı Leyla’sız dünyada bırakmadı..

    Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep.. Gül’ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde neden bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti. Bülbül için gül sadece bir çiçekse eğer gülün verdiği çiçekliği verecek bir çok çiçek vardı şu dünyada.. ama bülbül neden hiçbir çiçeği görmeden ısrarla gül için ağlayıp güle konup gülü kokladı..

    Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı…

    Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi…

    Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti…

    Eğer sadece Yakup için evlat.. Mecnun için sevgili.. Bülbül için çiçek olsaydı anlam

    Ne Yusuf için gözler kör edilirdi… ve gelene kadar dünyaya küsülürdü..

    Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü
    ..

    Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı…

    Bunu anlamak için Yakup olmak lazım.. sadece Yakup olmak değil Yusuf gibi evlat sahibi olmak lazım… bu da yetmez.. en önemlisi Yakup gibi sevmek lazım.. ve Yusuf’un yokluğunda gözleri dünyaya körleştirecek sevgi lazım…

    Bunu anlamak için Mecnun olmak lazım.. sadece Mecnun olmak değil Leyla gibi bir sevgili lazım.. ve Mecnun gibi sevmek lazım.. Leyla’sı Mevla’ya ulaştığında onunla Mevla’ya gitmeye hazır olmak lazım.. bu sevgiyi yüreğine canına işlemek lazım ki sevgi ve sevgili gittiğinde canı da onunla gitsin ki sevgili olmadığında o da olmasın..

    Bunu anlamak için Bülbül olmak lazım.. sadece bülbül olmak değil Gül gibi bir çiçek lazım.. ve Gül’e bülbül gibi özlem duymak lazım.. koklamaya geldiğinde batan dikenlere katlanmak ve akan kanı görmemek lazım…


    Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub’un gözlerini..
    Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun’u..
    Gül’ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül’e..

    Tek bir olan biri…

    Yakub’unda.. Mecnun’unda.. Bülbül’ünde Rabbi olan ALLAH (c.c.)
    Yusuf’unda.. Leyla’nında.. Gül’ünde Rabbi olan ALLAH (c.c.)

    İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
    İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

    O hükmü kestiyse.. O hükmü yazdıysa

    Artık ne göz açılabilir O izin vermeden
    Artık ne can hayatta kalabilir O canı vermeden
    Artık ne akan kan durabilir O durdurmadan

    Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden
    Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan

    İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
    İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

    Çünkü bu cevabı bulunca tüm sorular en güzel cevaba ulaşıyor
    Çünkü bu sonu bulunca en güzel başlangıç oluyor
    Çünkü O’nu bulunca kayıplar en güzel kazanç oluyor..

    İşte körleşmek.. aslında kayıp ama en güzel kazanç oldu O’nunla..
    İşte ölüm… yokluk gibi aslında ama en güzel varlık oldu O’nunla..
    İşte kan.. en büyük acı aslında ama en güzel koku oldu O’nunla..

    Yakup… ne güzel oldu Yusuf ile….
    Mecnun… ne güzel oldu Leyla ile..
    Bülbül… ne güzel oldu Gül ile..

    Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu MEVLA (c.c.) ile…

    O’nun için yaşamak.. O’nun için sevmek.. O’nun için olmak…

    İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
    İşte her şey tek bir şeyde son buluyor.
    .

    Elif..AŞk Hatrına..!!

    “elif” karanlıkta oturuyordu
    bir “be” bulsa, açılacaktı yolu;
    ama sırdı “be”
    “elif” sırrın varlığını bile bilmiyordu
    oysa gelmesi gerekiyordu be’nin…
    gelmesi ve
    ayağına düşmesi elif’in.

    nazan bekiroğlu
    / cam ırmağı-taş gemi/

    her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelam’ını başlatır bir “elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar. kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir; bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.


    elif…
    yâr’sızlığı seçtiğin gün, be’nin yakınlığına el çevirdiğin gündür; aşk’ı anlatan bir cümle başlamaz artık…yusuf’un kıssası başlamaz artık; karanlık bitmez, kuyudan çıkmaz bir sultan; züleyha’nın yüreği aklanmaz aşk’la…

    elif…
    yâr’sızlığı seçtiğin gün, onulmaz yaralar açılır yüreğine; varlığından bîhaber olduğun o belde-i ahsen’e…artık sen hüzün mevsimini yaşarsın her dem; inşirahı dileyen dilin yorulur, aşk’ı dileyen yüreğin yorulur. inşirahı dilersin her dem; zikri özleyen gecelerin şikayetini duyar kulakların, dilin damağını özler…dilin yâr’in adını özler; nefese dokunmayı özler…

    elif…
    yâr’sızlığı seçersen, be’nin yanında olduğunu hissedemezsin. aşk’ı anlatırlar sana, vasfının “arayan” olduğunu anlayamazsın. girdiğin her sokakta oyalanırsın; be’nin sokağına varmaz ayakların; aşk’ın sokağına varmaz…

    elif…
    senin cümley(l)e aşk’ı anlatman lazım; be’yi bulman lazım…be’yle olman lazım!

    elif…
    aşk hatrına yâr’e yakın kıl yüreğini….

    -Sare Nokta-

    Allah Sana Sundum Elim...

    ALLAH SANA SUNDUM ELİM
    Sensin kerim sensin rahim,
    Allah sana sundum elim
    Senden artuk yoktur emim,
    Allah sana sundum elim
    Ecel geldi vade erdi,
    Bu ömrüm kadehi doldu
    Kimdir ki içmeden kaldı,
    Allah sana sundum elim

    Gözlerim göğe süzüldü,
    canım göğüsten üzüldü
    Dilim tetiği bozuldu,
    Allah sana sundum elim
    Geldim salacam sarılır,
    Dört yana sela verilir
    El namazıma derilir,
    Allah sana sundum elim

    Cun cenazeden şeştiler,
    üstüme toprak saçtılar
    Hep koyubeni kaçtılar,
    Allah sana sundum elim
    Yunus tap uzattın sözü,
    Allah'ına tutgil yüzü
    Didardan ayırma bizi,
    Allah sana sundum elim
     
    YUNUS EMRE

    Aşk Nedir Bilir misiniz?

    Aşk,bir fidandır;gözyaşı ister ki,bu aşk fidanı neşv ü nema bulsun ve serpilip gelişsin.

    Aşk,bir paylaşmadır;fedakârlık ister ki,bu vesileyle bu uğurda bütün geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçit ve şahikalar bir bir aşılır.

    Aşk,bir hasrettir;sabır ister ki,bu kutlu sabır,sevgiliye vuslata gebedir.

    Aşk,bir imtihandır;dua ister ki,dua altından kalkılmayacak olan imtihanların bertaraf edilmesinde,maruz kalındığı taktirde ise o imtihandan anlı ak çıkma mevzuunda en büyük silah ve iksirdir.

    Aşk,bir bütünleşmedir;sevgilide fani olmayı ister ki,aşık,aşkının hâkikat derecesini öğrenmek için sevgilisindenelini kesip kendisine göndermesini isteyen Leyle’ya”Kimin elini kime göndereyim?” diyen Mecnun misali mâşukuyla bütünleşir ve artık o,vuslar aşkıyla her dem inleyip durur.

    Aşk,bir efendidir;sadakat ister ki,aşığın gözlerinebaşka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın irtikabı ise aşkın ölümü demektir.

    Aşk,bir mürşittir,itaat ister ki,aşık gassalın elindeki meyyit gibi naslar çerçevesinde her meselede mâşukunun isteklerine boyun eğer.

    Leyl-i Beyza

    Geceler, ruhsal, bedensel ve zihinsel zenginlikler ile dolu olan zaman dilimleri…
    Maddi ve manevi gizlenmeyi arzulayanlar için önemli bir sığınak…
    Oluşların ve erişlerin yaşandığı evrene giydirilmiş mutluluk ve nimet giysisi…
    Mahremiyeti koruyan sır perdesi…


    İnsanın kalp ve ruh yükselişine etki eden geceler, edebiyatta, tasavvufta en güzel şekilde ele alınmış işlenmiştir. Tasavvuf ehlinin büyük bir kısmı gecelerin önemi üzerinde durmuştur.
    Mevlana:
    “Geceleri yürü, gecenin sırları sana yol gösterir. Gönül aşka, gözler uykuya dalınca sabaha kadar sevgilinin güzelliği ile baş başa kalınır…

    Ruhlar yüksek derecelere geceleri ulaşır, amaçlar gerçekleşir. Gecenin önemini anlayanlar, gündüz gibi aydınlık bir gönüle ulaşır..”
    Hak aşıkları için bir vuslat özelliği taşıyan geceler değerini bilmeyenler için de aldanış saatleri olarak geçirilse de geceler ilahi azaplardan kurtuluş için en önemli iltica zamanlarıdır
    .
    Geceler Ganimettir;

    Olgunluğa erişmiş insanlar için geceler, içindeki sessizliği ve fazileti bakımından ganimettir. Bu ganimetin önemini bilenler, gece yarısından sonraki saatleri değerlendiren davranışlar sergiler. Tüm canlıların dinlenmeye çekildiği, evrenin sessizliğe ve sukunete dönüştüğü bu saatlerde, yaratılışının sırları doğrultusunda ibadet etmek, dua etmek hakka iltica etmek her inanan için büyük bir ganimettir. Geceleri ve seherleri uyanık geçirmek, her kes uyurken uyanık olmak, rahmet iklimine girmek sevgi ve merhamet meclisine girenlerden olmak, rahatlığın sınırları içinde kalmamak güzel bir davranış biçimidir.
    Geceler Duadır;

    Geceler Rabbimize sığınma O’na el açma ve dua saatleridir. Hayatı gece ve gündüz olarak görmek gerekir. Gündüzleri anlamsız, duyarsız ve tembel olarak geçirmek hatalı olduğu gibi, geceleri de uyku ile geçirmek ilahi feyizden, ruhaniyetten uzak olarak yaşamak da yanlıştır. Bir yaz bulutu gibi gelip geçen dünya hayatı, ahiret endişesi yaşanmadan geçiriliyor ise bu, gündüzü akşamsız olarak düşünmek demektir.Geceleri yapılan dualar ihmal edilmemeli, gecelerin esrarından feyiz yağmurlarından yararlanmak dua ile geceleri ihya etmek böylesi alışkanlıkları edinmek önemli bir davranıştır. Efendimiz: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb’in ilk gecesi, Şaban’ın yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi..” (Camiu’s-Sağir)
    Geceler Zikirdir;

    Gecenin siyah bir örtüye büründüğü ve her şeyin derin bir sessizliğe dönüştüğü saatlerde, tatlı ve yumuşak yataklarını sadece Allah rızası için terk ederek ilahi huzura yalnızca sevgilerinden dolayı O’na yakınlaşmayı arzulayanlar için geceler zikir geceleridir.
    “Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim” (Bakara-152)
    “Dünya malı ve çoluk çocuk, insanı Allah’ın zikrinden alıkoymamalıdır.” (Münafikun-9)
    Gece zikirleri, sevgili ile buluşup sohbet etme saatleridir. Rahman ikliminde zikredenlerin meclisine katılma zamanlarıdır. Gecelerde ve seherlerde yapılan zikir ile kalpler mutluluk ikliminde huzur bulur. Huzuru bulmak isteyenler gecelerin değerinden yararlanmalıdır.
    Geceler Secdedir ;

    Secde, kulun her türlü zorlamaların dışında inanarak isteyerek Allah’a yakınlaşmasıdır. O’na inanarak yakın olmayı istemektir. Secde, Allah’a olan saygı ve teslimiyettir. Secde Rabbimizin büyüklüğüne ve buyruklarına gönülden inanma ve O’na en yakın olma faaliyetidir.
    “Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde bulunanlar, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu hakikaten Allah’a secde ederler.” (Hac-18) Bu ilahi mesajı bilenler huşu içinde secde eder, O’na secde etmekten büyük heyecan duyar. Özellikle gecelerin anlam yüklü saatlerinden yararlanarak secdelerini ihmal etmez O’nun geniş rahmetine sığınırlar.
    Geceler Düşüncedir;

    ”Akıl sahipleri ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler” (Ali İmran-191)
    Düşünce geçmiş ile gelecek arasında bağlantı kuran, sıkıntıların giderilmesi, bilinmeyenlerin açıklanması yolunda oldukça değerli erdemdir. Bilinenden bilinmeyene doğru atılan zihinsel atılımdır. Zihnin olayları belirlemesi ve yorumlamasıdır. Düşünce insanı her türlü kuşkudan, korkudan koruyan ve hayatı anlamlı kılan güçtür. İnsanın değeri düşüncesindedir. İnsan düşünce ile gelişir, düşünceleri ile değer kazanır. Düşünce paylaşıldıkça artan hazinedir. Bilgiden ve düşünceden uzak yaşamak hayatın anlamını kavramamak ve vakit kaybetmektir.Hayatı zorlaştırmadan, severek özellikle geceler ile dost olarak yaşamalı. Gündüzlerin inşası için geceleri düşünce ile anlamlı kılmalı. Gecelerin lütuflarla dolu oluğunu unutulmamalı. Allah’ın bu lutfu karşısında isyan eden karamsar ve mutsuz kimseler olarak değil, O’nu hatırlayan sabreden, şükreden ve her türlü olumsuz şartlara rağmen gecelerini düşünenler olarak yaşamalı.
    Geceler İlhamdır;

    Erenlerin, şairlerin, sevenlerin ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyen seçkin kulların yüksek değerlere ulaştığı, aydınlandığı, donandığı saatlerdir. İmam Buhari, gecenin bir vaktinde uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen yararlı düşünceleri yazmakla meşgul olurdu. Bu alışkanlığını pek çok gece defalarca yerine getirirdi. İmam Muhammed, gecenin ilhamından yararlanıp az uyur ve yatağının yanında değişik türden kitaplarını koyar, uyandığında onları okur, notlar alırdı. Büyük müfessir Alûsi, yazım işlerinin büyük bir kısmını gece yazardı.
    Merhum Hasan El Benna: “Gecenin dakikaları değerlidir, gafletinizle onu değersizleştirmeyin.” Geleceğini ve gündüzlerini aydınlık dolu geçirmek isteyenler, ilham gecelerine sığınmalı onun derin sırlarından ve güzelliklerinden yararlanmasını bilmelidir.
    Geceler Gözyaşıdır;

    Gözyaşları, insanı duygulandıran farklı dünyalara götüren önemli ve etkili damlalardır. Gönülden gelen duyguların görülen işaretleridir. Gözyaşları ruhun inceliğidir. Kalpten inanmanın kalp inceliklerinin canlı tanığıdır.
    “(Onlar) Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu onların saygısını arttırır.” (İsra-109)
    “…Onlara, Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (Meryem-58)
    Efendimiz: “Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.” (Buhari)
    “Allah katında damlayan iki şeyden daha sevimlisi yoktur. Bunlar Allah için dökülen gözyaşı ve şehit kanıdır.” (Tirmizi) buyuran efendimizin, gece ibadetlerinde gözyaşı döktüğü bilinmektedir.
    Geceler Şiirdir;

    Yaşanan pek çok güzellikler, sevgiler, acılar, sevinçler ve duygular şiirle dile getirilir ve pek çok sıkıntılar şiirle giderilir. Şiirsiz bir yaşam insana sıkıntı verir. Şiir, güzelliğin kendisidir. Şairler şiirlerinin büyük bir kısmını gecelerde veya seher vakitlerinde yazmışlardır. Onlar şiirleriyle halkın tutkularını, umutlarını, duygularını, sevgilerini ve isteklerini seslendirir. Şiir sevdalılarının ruhlarına kum taneleri değil gerçek tohumları ekerler. Şiirin bu atmosferinden esinlenerek etkilenenlerin geceleri farklılaşır. Güzel konuşmanın ve yazmanın temelinde şiirin etkisi büyüktür. Şiir, böylesi güzellikleri kullanmada önemli bir sanattır.
    Geceler İhlas Okuludur;

    Geceler sıcak yatağı terk edip huzura ihlas ile durma saatleridir. Gecenin sessizliğinde Mevla’nın huzurunda ihlas ile secdeye kapanan kimselerin niyetlerindeki samimiyet gecelerde daha net belirginleşir. Büyük gönül dostu Abdülkadir Geylaninin: “Gizli halinde dürüst olursan, insanlar önünde daha anlaşılır olursun” Amacı, niyeti karmaşık kişilerin hayata bakışları ve olayları yorumlamaları da karmaşıktır. Davranışın düzgünlüğü kalbin düzgün olmasına bağlıdır.
    Geceler Ölümün Provasıdır;

    Gecelerin girişiyle artık günün dekor ve ahengi değişir. Günün çalışmaları ile yorulan bedenler ve sinirler, gecenin serin karanlıklarına, teselli parıltılarına teslim olur. Gökyüzündeki salkım salkım yıldızların muhteşem görüntüsü altında gece sarayında huzurla düşünmeye ve dinlenmeye başlar. Zorunlu bir gevşeklik bedenleri ele geçirerek rahat yataklara uzanma arzusu belirginleşir. İnsanla birlikte eşya, kainat ve her şey siyah gecenin sessizliğine bürünür. Sanki dünya bir mezarlık, insanlar birer ölüye dönüşür. Herkes yerde ve her şey uykuda, uyku ölümle kardeş olur…

    Bedenlerin dinlendiği, ruhların ulvi makamlara yüceltildiği, gizemlerle dolu Leyl-i Beyza’ ya kavuşmayı arzu edenlere ne mutlu…

    Ahmet Çağlayan

    Geliyorum

      
    Geliyorum
    yükleyen kutaysevgi

    SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR

       

    Bir gün sormuşlar ermişlerden birine,

    ‘Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu
    yaşayanlar arasında ne fark vardır?’. ‘Bakın göstereyim… ‘ demiş ermiş.

    Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra
    hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak
    çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda
    kaşıklar. Ermiş: ‘Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz. ‘ diye de
    bir şart koşmuş. ‘Peki…’ demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da
    ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar
    ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

    Bunun üzerine ‘Şimdi…’ demiş ermiş. ‘Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
    yemeğe.’ Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar
    gelmiş oturmuş sofraya bu defa. ‘Buyrun’ deyince, her biri uzun boylu
    kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece
    her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

    ‘İşte…’ demiş ermiş:

    ‘Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve
    doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim sevdiğini dostunu düşünür de doyurursa,o da sevdiği dostu tarafından doyurulacaktır.

    ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR

    Ney’i nasıl dinlemeli

    Dinle  Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta
    görmekten daha önemli ve daha önceliklidir.

    .

    Dinle neyden duy neler söyler sana
    Sızlanır hep ayrılıklardan yana
    Kestiler sazlık içinden der beni
    Dinler ağlar hem kadın hem er
    beni
     

    Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa, karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatab almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır.

    Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın

    Ey Kalp...

    Ey Yaratıcının yaratılandaki nabzı

    Ey ezelleri ve ebedleri toplayan

    Ey hüzünlerin ve sevinçlerin gemisi

    Ey ışık ve karanlıklrın kaynağı

    Ey gam ve kederin yuvası

    Ey "ah"ların "vah" ların yatağı

    Ey hayatın beşiği ve ölümün kabri

    Ey şevkin boğazlandığı yer ve ümidin mihrabı

    Ey vehimlerin deposu ve düşlerin sahnesi

    Ey şüphenin kılıfı ve kesinliğin zırhı

    Ey saatlerin, yılların,asırların zili

    Ey körlerin ve görenlerin rehberi

    Ey dünün kulağı,bu günün gözü,yarının basireti

    Ey barışın yumurta bıraktığı ve harbinde bırakılan bu yumurtaya sinesini açtığı yuva

    Ey rahmet kabı ve intikam mancınığı

    Ey sevinç anında sınırlanamayan feza ve darlık anında iğne deliği

    Ey kağıdı kan,hokkası kan,harfleri kan olan kitap

    Ey İlah ın testisi ve şeytanın çöplüğü

    Ey melodisi coşkun olan gitar

    Ey doymayan aç,ey kanmayan susuz

    Ey devleri yerle bir eden cüce ve cücelerin parçaladığı dev

    Ey inkarı dua,duası da inkar olan kul

    Ey bir münzevinin göğsündeki münzevi


    Ey Kalp...Ey Kalp...Ey Kalp...
    Günahlarını dertlerinle satın aldım
    Günahların affolsun ve dertlerin kutlu olsun

    islami aşk ile yaşamak

    Buyurun aşk ile şevk ile
    -Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüh…
    -Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve rasülüdür.

    Aşkla - şevkle girilir İslam’a… Aşkla - şevkle tazelenir İslam’la bağlar… Müslümanlık bu aşkın sürekli yaşanma halidir.

    “Allah’ım beni sana ulaştırmayan bu dini, bu inancı ben ateşe atar da yakarım.”
    Bu çetin söz Hazreti Mevlânâ’ya aittir.

    İnsanı “Allah’a ulaştırmayan din” nasıl bir dindir acaba?
    Acaba içinde aşk coşkusu bulunmayan bir şey mi?

    Ya şu insan profiline ne dersiniz?

    “Bazan melekler bizim temizliğimizi kıskanır, bazan da şeytanlar kötülüğümüzden kaçarlar.
    “İnsan vücudu, içinde yırtıcı hayvanların dolaştığı bir ormana benzer, parçalanmamak, yok olmamak için çok uyanık bulunmamız lazım. Bizim vücudumuzda binlerce kurt, binlerce domuz, temiz, pis, güzel, çirkin binlerce sıfatlar vardır.”

    Nasıl bir insandır içinde şeytanı barındıran insan? Acaba aşktan yoksun olan mı? Acaba bizim içimiz nasıl? Kimler kaynaşıp vuruşuyor içimizde? Mevlânâ Hazretleri aşka çağırıyor insanı:

    “Aşıkların coşkun akan bir sel gibi, yüzlerini, başlarını yerlere sürerek, taşlara vurarak, dostun deresine varıncaya kadar koşması gerekir.”

    “Aşk göklere uçmaktır”, diyor. “Aşksız geçen ömrü, hiç hesaba katma, yaşadım sanma. Aşk âb-ı hayattır, onu canla, gönülle kabul et.” diyor. “Aşk ölü ekmeği can yapar, fani olan canı ebedileştirir.” diyor. Ve “Göklerin dönüşünü, aşkın dalgasından bil. Eğer aşk olmasaydı, dünya donar kalırdı.” diyor.

    “Aşk” deyince Muhammed İkbal, Mevlânâ’dan alıyor sözü ve o da aşkı çağırıyor:

    “Gel ey aşk, ey gönlümün remzi, mânâsı, gel ey bizim tarlamız, mahsulümüz gel bu balçıktan yaratılan insanlar artık eskidiler, köhneleştiler. Gel çamurumuzdan yeni bir insan yap.”

    Çamurdan insan inşa etmek için aşkın iksiri lâzım büyük gönül adamına göre…

    Sonra yeniden alıyor sözü Hazreti Mevlânâ. Aşkın terennümleri içinde bir mü’mini işaretliyor insana:

    “İnle inle ki, bu iniltiyi işiten bir komşun vardır. Bu komşu, sana, şah damarından daha yakındır. İnle inle ki çocuğun inlemesi, ağlaması, süt annesinin sevgisini uyandırır.”

    “Gerçek bir mü’min, gerçek bir insan, Allah’ı canla, başla anar, O’nu daima zikr ederse, o mü’mine dikkatle bak da gör, onda Hakk’ın nurundan gelen güzellik ne parlak olur! Bu ilâhi erlerin içleri, gönülleri ne acaib, ne şaşılacak bir denizdir.”

    Sonra aşkın yolunu Rasûlü Ekrem’le buluşturuyor ve kendi dünyasını ona bağlıyor.

    “Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz, aşk oğullarıyız, bizim anamız da aşktır.”

    Aşk! “Hurma kütüğü kadar olsun aşk taşı, canlan!” demek bu.