sevgi's profileSevgili(s.a.v), her acıy...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Sarı Gül...Hüzün...Hep mi şansımıza sarı güller düşecek.
Hiç kırmızı gül görmeyecek mi bu hüzünlü gözler.
Gözyaşları hep akacak mı bir pınar misali.
Özlemleri biriktirdik gönlümüzde,
vefadan bir dem olsun Şûle gelmeyecek mi gözlerimize,
Sevgiye muhtaç iken,
Hüzün çiçeği mi tutuşturcaklar ellerimize…!
Hüzün biraz isyandır, biraz rıza;
biraz gözlerini kaçırmaktır, biraz yüreğini sunmak… Mübârek, velûd ve verimli olmayan gam, keder, tasa ve üzüntü, hüzünden değildir. Kaypak ve tamahkâr duygular, hüznü duyumsayamaz.
Hüzün evet, duyumsanır. O denli nârin, o denli zarif… Biraz gazete satan çocuk elleri, biraz bebek ağlamasıdır. Varla yok arası…
Parlak ve göz alıcı, anlık ve güçlü… Hem her şeye yeter, hem yeri asla doldurulamaz. Hayattan ve ölüme dair… Hüzün güzeldir.
hoşgeldin hüznüm….
O'nun için Olmak...
Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi. Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu.. Diğer evlatları ona bu evlat sevgisini veremez miydi.. Bir sevgi uğruna hele ki yanında bu sevgiyi giderecek başka kişiler olduğu halde gözler körleştirilebilir miydi.. Ve Yusuf’un geleceği bilinmediği halde geleceğine dair bu kadar ümit beslenir miydi.. Elif..AŞk Hatrına..!!
“elif” karanlıkta oturuyordu
bir “be” bulsa, açılacaktı yolu;
ama sırdı “be” “elif” sırrın varlığını bile bilmiyordu oysa gelmesi gerekiyordu be’nin… gelmesi ve ayağına düşmesi elif’in. … nazan bekiroğlu / cam ırmağı-taş gemi/ … her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelam’ını başlatır bir “elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar. kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir; bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.
elif… -Sare Nokta- Allah Sana Sundum Elim...ALLAH SANA SUNDUM ELİM
Sensin kerim sensin rahim,
Allah sana sundum elim
Senden artuk yoktur emim, Allah sana sundum elim
Ecel geldi vade erdi, Bu ömrüm kadehi doldu
Kimdir ki içmeden kaldı, Allah sana sundum elim
Gözlerim göğe süzüldü, canım göğüsten üzüldü
Dilim tetiği bozuldu, Allah sana sundum elim
Geldim salacam sarılır, Dört yana sela verilir
El namazıma derilir, Allah sana sundum elim
Cun cenazeden şeştiler, üstüme toprak saçtılar
Hep koyubeni kaçtılar, Allah sana sundum elim
Yunus tap uzattın sözü, Allah'ına tutgil yüzü
Didardan ayırma bizi, Allah sana sundum elim
YUNUS EMRE Aşk Nedir Bilir misiniz?
Aşk,bir fidandır;gözyaşı ister ki,bu aşk fidanı neşv ü nema bulsun ve serpilip gelişsin.
Aşk,bir paylaşmadır;fedakârlık ister ki,bu vesileyle bu uğurda bütün geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçit ve şahikalar bir bir aşılır.
Aşk,bir hasrettir;sabır ister ki,bu kutlu sabır,sevgiliye vuslata gebedir.
Aşk,bir imtihandır;dua ister ki,dua altından kalkılmayacak olan imtihanların bertaraf edilmesinde,maruz kalındığı taktirde ise o imtihandan anlı ak çıkma mevzuunda en büyük silah ve iksirdir.
Aşk,bir bütünleşmedir;sevgilide fani olmayı ister ki,aşık,aşkının hâkikat derecesini öğrenmek için sevgilisindenelini kesip kendisine göndermesini isteyen Leyle’ya”Kimin elini kime göndereyim?” diyen Mecnun misali mâşukuyla bütünleşir ve artık o,vuslar aşkıyla her dem inleyip durur.
Aşk,bir efendidir;sadakat ister ki,aşığın gözlerinebaşka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın irtikabı ise aşkın ölümü demektir.
Aşk,bir mürşittir,itaat ister ki,aşık gassalın elindeki meyyit gibi naslar çerçevesinde her meselede mâşukunun isteklerine boyun eğer. Leyl-i BeyzaGeceler, ruhsal, bedensel ve zihinsel zenginlikler ile dolu olan zaman dilimleri… Ruhlar yüksek derecelere geceleri ulaşır, amaçlar gerçekleşir. Gecenin önemini anlayanlar, gündüz gibi aydınlık bir gönüle ulaşır..” Olgunluğa erişmiş insanlar için geceler, içindeki sessizliği ve fazileti bakımından ganimettir. Bu ganimetin önemini bilenler, gece yarısından sonraki saatleri değerlendiren davranışlar sergiler. Tüm canlıların dinlenmeye çekildiği, evrenin sessizliğe ve sukunete dönüştüğü bu saatlerde, yaratılışının sırları doğrultusunda ibadet etmek, dua etmek hakka iltica etmek her inanan için büyük bir ganimettir. Geceleri ve seherleri uyanık geçirmek, her kes uyurken uyanık olmak, rahmet iklimine girmek sevgi ve merhamet meclisine girenlerden olmak, rahatlığın sınırları içinde kalmamak güzel bir davranış biçimidir. Geceler Rabbimize sığınma O’na el açma ve dua saatleridir. Hayatı gece ve gündüz olarak görmek gerekir. Gündüzleri anlamsız, duyarsız ve tembel olarak geçirmek hatalı olduğu gibi, geceleri de uyku ile geçirmek ilahi feyizden, ruhaniyetten uzak olarak yaşamak da yanlıştır. Bir yaz bulutu gibi gelip geçen dünya hayatı, ahiret endişesi yaşanmadan geçiriliyor ise bu, gündüzü akşamsız olarak düşünmek demektir.Geceleri yapılan dualar ihmal edilmemeli, gecelerin esrarından feyiz yağmurlarından yararlanmak dua ile geceleri ihya etmek böylesi alışkanlıkları edinmek önemli bir davranıştır. Efendimiz: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Receb’in ilk gecesi, Şaban’ın yarısı gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi..” (Camiu’s-Sağir) Gecenin siyah bir örtüye büründüğü ve her şeyin derin bir sessizliğe dönüştüğü saatlerde, tatlı ve yumuşak yataklarını sadece Allah rızası için terk ederek ilahi huzura yalnızca sevgilerinden dolayı O’na yakınlaşmayı arzulayanlar için geceler zikir geceleridir. Secde, kulun her türlü zorlamaların dışında inanarak isteyerek Allah’a yakınlaşmasıdır. O’na inanarak yakın olmayı istemektir. Secde, Allah’a olan saygı ve teslimiyettir. Secde Rabbimizin büyüklüğüne ve buyruklarına gönülden inanma ve O’na en yakın olma faaliyetidir. ”Akıl sahipleri ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler” (Ali İmran-191) Erenlerin, şairlerin, sevenlerin ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyen seçkin kulların yüksek değerlere ulaştığı, aydınlandığı, donandığı saatlerdir. İmam Buhari, gecenin bir vaktinde uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen yararlı düşünceleri yazmakla meşgul olurdu. Bu alışkanlığını pek çok gece defalarca yerine getirirdi. İmam Muhammed, gecenin ilhamından yararlanıp az uyur ve yatağının yanında değişik türden kitaplarını koyar, uyandığında onları okur, notlar alırdı. Büyük müfessir Alûsi, yazım işlerinin büyük bir kısmını gece yazardı. Gözyaşları, insanı duygulandıran farklı dünyalara götüren önemli ve etkili damlalardır. Gönülden gelen duyguların görülen işaretleridir. Gözyaşları ruhun inceliğidir. Kalpten inanmanın kalp inceliklerinin canlı tanığıdır. Yaşanan pek çok güzellikler, sevgiler, acılar, sevinçler ve duygular şiirle dile getirilir ve pek çok sıkıntılar şiirle giderilir. Şiirsiz bir yaşam insana sıkıntı verir. Şiir, güzelliğin kendisidir. Şairler şiirlerinin büyük bir kısmını gecelerde veya seher vakitlerinde yazmışlardır. Onlar şiirleriyle halkın tutkularını, umutlarını, duygularını, sevgilerini ve isteklerini seslendirir. Şiir sevdalılarının ruhlarına kum taneleri değil gerçek tohumları ekerler. Şiirin bu atmosferinden esinlenerek etkilenenlerin geceleri farklılaşır. Güzel konuşmanın ve yazmanın temelinde şiirin etkisi büyüktür. Şiir, böylesi güzellikleri kullanmada önemli bir sanattır. Geceler sıcak yatağı terk edip huzura ihlas ile durma saatleridir. Gecenin sessizliğinde Mevla’nın huzurunda ihlas ile secdeye kapanan kimselerin niyetlerindeki samimiyet gecelerde daha net belirginleşir. Büyük gönül dostu Abdülkadir Geylaninin: “Gizli halinde dürüst olursan, insanlar önünde daha anlaşılır olursun” Amacı, niyeti karmaşık kişilerin hayata bakışları ve olayları yorumlamaları da karmaşıktır. Davranışın düzgünlüğü kalbin düzgün olmasına bağlıdır. Gecelerin girişiyle artık günün dekor ve ahengi değişir. Günün çalışmaları ile yorulan bedenler ve sinirler, gecenin serin karanlıklarına, teselli parıltılarına teslim olur. Gökyüzündeki salkım salkım yıldızların muhteşem görüntüsü altında gece sarayında huzurla düşünmeye ve dinlenmeye başlar. Zorunlu bir gevşeklik bedenleri ele geçirerek rahat yataklara uzanma arzusu belirginleşir. İnsanla birlikte eşya, kainat ve her şey siyah gecenin sessizliğine bürünür. Sanki dünya bir mezarlık, insanlar birer ölüye dönüşür. Herkes yerde ve her şey uykuda, uyku ölümle kardeş olur…
Bedenlerin dinlendiği, ruhların ulvi makamlara yüceltildiği, gizemlerle dolu Leyl-i Beyza’ ya kavuşmayı arzu edenlere ne mutlu…
Ahmet Çağlayan
SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, ‘Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra Bunun üzerine ‘Şimdi…’ demiş ermiş. ‘Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım ‘İşte…’ demiş ermiş:
‘Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR Ney’i nasıl dinlemeli
Dinle Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana Kestiler sazlık içinden der beni Dinler ağlar hem kadın hem er beni
Çünkü; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa, karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatab almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır. Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın Ey Kalp...![]() Ey Yaratıcının yaratılandaki nabzı Ey ezelleri ve ebedleri toplayan Ey hüzünlerin ve sevinçlerin gemisi Ey ışık ve karanlıklrın kaynağı Ey gam ve kederin yuvası Ey "ah"ların "vah" ların yatağı Ey hayatın beşiği ve ölümün kabri Ey şevkin boğazlandığı yer ve ümidin mihrabı Ey vehimlerin deposu ve düşlerin sahnesi Ey şüphenin kılıfı ve kesinliğin zırhı Ey saatlerin, yılların,asırların zili Ey körlerin ve görenlerin rehberi Ey dünün kulağı,bu günün gözü,yarının basireti Ey barışın yumurta bıraktığı ve harbinde bırakılan bu yumurtaya sinesini açtığı yuva Ey rahmet kabı ve intikam mancınığı Ey sevinç anında sınırlanamayan feza ve darlık anında iğne deliği Ey kağıdı kan,hokkası kan,harfleri kan olan kitap Ey İlah ın testisi ve şeytanın çöplüğü Ey melodisi coşkun olan gitar Ey doymayan aç,ey kanmayan susuz Ey devleri yerle bir eden cüce ve cücelerin parçaladığı dev Ey inkarı dua,duası da inkar olan kul Ey bir münzevinin göğsündeki münzevi Ey Kalp...Ey Kalp...Ey Kalp... Günahlarını dertlerinle satın aldım Günahların affolsun ve dertlerin kutlu olsun islami aşk ile yaşamak
Buyurun aşk ile şevk ile Aşkla - şevkle girilir İslam’a… Aşkla - şevkle tazelenir İslam’la bağlar… Müslümanlık bu aşkın sürekli yaşanma halidir.
“Allah’ım beni sana ulaştırmayan bu dini, bu inancı ben ateşe atar da yakarım.” İnsanı “Allah’a ulaştırmayan din” nasıl bir dindir acaba? Ya şu insan profiline ne dersiniz?
“Bazan melekler bizim temizliğimizi kıskanır, bazan da şeytanlar kötülüğümüzden kaçarlar. Nasıl bir insandır içinde şeytanı barındıran insan? Acaba aşktan yoksun olan mı? Acaba bizim içimiz nasıl? Kimler kaynaşıp vuruşuyor içimizde? Mevlânâ Hazretleri aşka çağırıyor insanı:
“Aşıkların coşkun akan bir sel gibi, yüzlerini, başlarını yerlere sürerek, taşlara vurarak, dostun deresine varıncaya kadar koşması gerekir.”
“Aşk göklere uçmaktır”, diyor. “Aşksız geçen ömrü, hiç hesaba katma, yaşadım sanma. Aşk âb-ı hayattır, onu canla, gönülle kabul et.” diyor. “Aşk ölü ekmeği can yapar, fani olan canı ebedileştirir.” diyor. Ve “Göklerin dönüşünü, aşkın dalgasından bil. Eğer aşk olmasaydı, dünya donar kalırdı.” diyor.
“Aşk” deyince Muhammed İkbal, Mevlânâ’dan alıyor sözü ve o da aşkı çağırıyor:
“Gel ey aşk, ey gönlümün remzi, mânâsı, gel ey bizim tarlamız, mahsulümüz gel bu balçıktan yaratılan insanlar artık eskidiler, köhneleştiler. Gel çamurumuzdan yeni bir insan yap.”
Çamurdan insan inşa etmek için aşkın iksiri lâzım büyük gönül adamına göre…
Sonra yeniden alıyor sözü Hazreti Mevlânâ. Aşkın terennümleri içinde bir mü’mini işaretliyor insana:
“İnle inle ki, bu iniltiyi işiten bir komşun vardır. Bu komşu, sana, şah damarından daha yakındır. İnle inle ki çocuğun inlemesi, ağlaması, süt annesinin sevgisini uyandırır.”
“Gerçek bir mü’min, gerçek bir insan, Allah’ı canla, başla anar, O’nu daima zikr ederse, o mü’mine dikkatle bak da gör, onda Hakk’ın nurundan gelen güzellik ne parlak olur! Bu ilâhi erlerin içleri, gönülleri ne acaib, ne şaşılacak bir denizdir.”
Sonra aşkın yolunu Rasûlü Ekrem’le buluşturuyor ve kendi dünyasını ona bağlıyor.
“Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz, aşk oğullarıyız, bizim anamız da aşktır.”
Aşk! “Hurma kütüğü kadar olsun aşk taşı, canlan!” demek bu. |
|
|