sevgi's profileSevgili(s.a.v), her acıy...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Küle Döndüm...

      

    Sabır...

    Belki su anda çok dertlisin
    Belki ? Artik yeter? diyorsun
    Belki de kendinden geçmissindir
    Belki de ağliyorsundur.
    Beklide bütün musibetlerin sonunda eline bir sey gecip geçmeyeceğini düsünmektesin
    Duy ! Rabbin sana söylüyor
    Sabredenlere, felaketler karsi dislerin, sikip göG9üs gerenlere, mükafatlari hesapsiz ödenecektir!?
    Belki de onca insanin içinde neden senin seçildiğini soruyorsun
    Oysa Rabbinin seçtikleri kiymetlilerdir?
    Içinizden mücahitlerle sabredenleri ortaya çikarincaya kadar elbette sizi deneyeceGiz!?
    Hayat bir imtihan değimli.?
    Her soru ebedi hayatinda yer olan bir tuğla
    Nefes alip verdiğin her an yeni bir soruya gebe?
    Onlar olmasaydi sonsuzluk yurdunda sana ait hiç birsey olmayacakti?.
    Derdin yoksa üzül asil
    Dertliysen bil ki?.
    O seni seviyor?.
    Bak! Sevdiğin ne diyor?
    Allah(cc), hayrini dilediği kisiyi sikintiya sokar.?
    Belki sen Ashab-i Uhdud kadar aci çekmedin?
    Hani krallari onlari iman ettikleri için
    Ates dolu hendeklere attirmisti ya?..
    Belki sen Ebu Zer(r.a) kadar aci çekmedin?.
    Amcasi inandiği için onu hasira sarip
    Yakmisti ya?
    Belki sen Vahsi kadar aci çekmedin
    Sevgilisi ona
    Bana görünme!? demisti ya?
    belki sen Yakup(a.s) kadar aci çekmedin?.
    Yusuf?u (a.s.) elinden alinmisti ya?
    Belki sen Hatice (r.anha) kadar aci çekmedin?.
    Muhammed(sas) yurdundan kovulmustu ya?
    UNUTMA?.
    Rabbin kimseye
    Dayanabileceğinden fazlasini yüklemez
    Belki kalbindir aciyan,
    Belki bedenin,
    Beklide ruhundur kivranan,
    Beklide yokluktur seni saran
    Beklide bin bir türlü muamma,
    Her ne durumda olursan ol
    Diline yakisir bu dua
    LA ILAHE ILLA ENTE SUBHANEKE INNI KÜNTÜ MINEZZALIMIN?
    Senden baska ilah yoktur!
    Sen bütün noksanliklarindan münezzehsin
    süphesiz ben nefsine zulmedenlerden oldum...

    Salatullah

      

    Sabah Olmaz...

    Günaydınım...

    Günaydinim..
    Günümü aydin edenim...

    Gözlerimi acinca Sen varsin yani basimda
    Seninle uyanmak ne güzel.. karanliklardan......
    Yüzümde sükre vesile bir tebessüm olur,
    Seninle baslayan her günün sabahinda
    Yüregimi teslim ettigim..
    yüregimin sahibi....

    Kalbimi Senden baskasina birakmadin bu sabah ta
    Kalbim Seninle dolu yine......
    Adin yüregimde uyanmak ve adin ile insirah bulmak
    Beni hayata baglayan Senin Sevdan.....
    Bana hayati veren Sensin.....
    Hayatim Senin.....
    Her zerre gibi bende Seninim.....

    Kalbim Seni anar.. andikca sevdan ile yanar....
    Sen ol demeseydin olmazdim
    Varettin varligina asikar eyledin
    Sebeb-i varligimi emir buyurdugun nimetlerle güzellestirdin
    Sen ki kulluga layik gördün beni, emrin basim üstüne ....!
    Sen ki gel dedin bana....

    Gelmem mi.....
    Sen ki lutfeyledin....

    Bilmem mi...

    Ben ki misafirinim bu dünya da., sahiplenmekten cekinmem mi.....
    Sen ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,
    Sen ki yalvarisimi yakarisimi duymak isteyen Rabbul Alemin.....
    Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,
    Ben ki aczim ile sükrümle el acan kulunum !
    Ellerim hep acik istemekte,
    Varligimi rizanin yollarina kurban eyle...!
    Kalbim Seni anar....
    Varedisinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar.

    "Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, Allah demeyince kalp uyanmazmis"
    Kalbim uyanir adini andikca
    Anmayan kalbin hali ne olur zifiri karanliklarda
    Seninle uyanir kalbler, seninle diri kalir bu bedenler....
    Seninle kurtulur karanliklarin kuytusundan..
    Anmazsam karanlik...

    Anmazsam Senden uzakta zülumdur dünya bana.....

    Karanliklarin kuytusunda birakma Ya Rabbim
    Sensizlik zindaninda mahkum etme bizleri
    Adini anmayan kalbi neyleyim....
    Bu yürek emanet bu bedene,

    Senden gayrisini doldurursa icine..

    Emaneti nasil teslim edeyim.....

    Kalbimi Senin ile atmaya..

    Seninle can bulup,

    Sana kosmaya asikar eyle bedenimi.....
    Varligimi rizanin yollarina kurban eyle....
    Kalbime her daim adini andir...

    Her daim askin ile yandir Ya Rabbim....
    Her daim askin ile yandir...

    Amin Amin Amin....
    hak-yol

    Tövbe, Hakk’a dönüştür.

    Tövbe, günahlara pişmanlık duyup Allah'tan af dilemektir.
    Tövbe, günah kirlerinden arınma ve bir daha işlenmeyeceğine dair Mevlâ'ya söz vermektir.
    Tövbe, günahtan sevaba geçiştir.
    Tövbe, şerden hayra dönüştür.
    Tövbe, karanlıktan aydınlığa çıkıştır.
    Tövbe, yıkanıştır. Tövbe, Hakk'a dönüştür.
    Tövbe, günahların verdiği mahcubiyet sancısının bütün ağırlığı ile vicdanın derinliklerinde hissedilmesidir.
    Tövbe, ıssız gecelerde yapılan âh u enînin arşa yükselmesidir.
    Tövbe, gözlerden akan nedâmet yaşlarıyla seccâdelerin ıslanmasının adıdır!

    Buyrun Tövbeye

    “Estağfirullah ellezî lâilâhe illâhû elhayyel kayyûme ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin linefsihi lâyemlikü linefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es'elühüttevbete velmağfirete velhidâyete lenâ innehû hüve't tevvâbürrahîm.”

    Tövbelerin kabulü, şüphesizdir. Şayet, günahından ötürü içinde bir yarası ve yanığı, içten gelen, yürek yakan “ahh”ları, ıssız köşelerde ağlayıp inlemeleri, seccadesine dökülmüş gözyaşları varsa

     
    Nefs ü hevâ kesmiş yolum
    Tûl-u emel tutmuş kolum
    Nâçâr kalmış bir kulum
    Estağfirullah el azîm.”

    Rabbim(c.c) cümle Muhammed ümmetini Duaları tevbeleri kabul olanlardan eylesin inşaAllah...

    Selam ve Dua ile...

    Ağla Kendine...

    Agla kendine...
    Ben müslümanım deyipte
    islamiyeti yaşamadıgında

    Agla kendine...
    Kardeşlerin aglarken senin kahkaların yükselince
    Onlar yokluk çekerken sen nimetleri küçümserken

    Agla kendine...
    Nefsinin arzuları önünde zayıf görünce
    Günahların önünde mükemmel olunca

    Agla kendine...
    münkeri görüpte inkar etmediginde
    Hayırı görüpte hakir gördügünde

    Agla kendine...
    Filim tesirinde kalıpta akıttıgın göz yaşlarına
    Kuran kerimi duyupta tesirinde kalmadıgında

    Agla kendine...
    Yalan dünyanın peşinde koşarken
    Allaha itaatte kimseyle yarişmazken

    Agla kendine...
    Namazın ibadetten adete
    Rahatlık saatinden sıkıntıya dönüşünce

    Agla kendine...
    Eşabını toplum geregi örtündügünde
    Seni mecburen setrettiginde

    Agla kendine...
    Vaktini boş yere hedr ettiginde
    Hesabı bilipte gaflette oldugunda

    Agla kendine...
    ibadetlerde lezzet ve huzuru bulamadıgında

    Agla kendine...
    sıkıntılarını hüzne bogdugunda
    Gecenin yarısına sahip oldugunu bildigin halde

    Agla kendine...
    Yanlış yolda oldugunu idrak ettiginde
    Ömrünün çogu boşa geçtiginde

    Agla kendine...
    için akmayan göz yaşlarına
    için atmayan adımlarına

    Agla kendine...
    Rabbine güzel bir dönüşle
    Tövbe ederek yeni bir sayfa açarak

    Sende bilirsinki tövbe kapısı açıktır

    Can bogaza gelmedikçe

    Aglaki gözyaşların katılaşmış kalbe bir sel gibi aksın güller açsın yüreklerde

    Aglaki bu dünyada ukbada akmasın gözlerden yaşlar...
    alıntı

    Elinde Birikmiş Duaların Varsa Eğer..

    Elinde Birikmiş Duaların Varsa Eğer..

    Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
    Seni beklemeden sonsuza akar. Mühlet biter ve başlar yolculuk. Dünya ki bir sihirli kuyu. En kuytusunda bir damla olsan da bütün yollar ölüme akar. Kaçmak mümkün değil, ertelemek imkansız. Kader denen nazlı peri her an yanıbaşında hissettirmeden. Sözün bittiği yerde başlayan bir iç çekiştir bu. Duyguların kendinden geçtiği, gönül diyarının bitap düştüğü nokta... Ötelerin ötesi. Göklerden gelen davet, gideceğin tek adrestir aslında. Günler döner, mevsimler değişir. Sen ise bir mevsimlik kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde...
    Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
    Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
    Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.

    Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
    Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
    Alnındaki secde çiçeklerini toplayıp öyle gidersin. Sonra, göklere yolladığın duaların yağmur misali dökülür göklerden rahmet olup. Tüm basamakları bir secde hızıyla geçip ulaşırsın en sevgiliye. Bir vuslat sevinci sarar ruhunu. Göklerin fevkindeki hislerin yağar üstüne. Benliğinin esrarı çözülür ve ten kafesi göçer gider yurduna. Tüm hüzzam ağıtlar seni söyler sonra. Merhametin senden fazlaysa ve heybende sevgi doluysa..
    Elinde birikmiş duaların varsa, vicdanının ayak sesleri götürür seni...
    Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.
    Ve...
    Mevsimlik bir kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde.

    Elinde birikmiş duaların varsa ...
    En derin uykular örtüsünü dünyanın üzerine yaydığı zaman, bir sükunet yayılır ruhuna... İşte tam zamanıdır artık gerçeğe uyanmanın. Sıra dağlarla çevrili hayatta kendi dağını aşma gayretin şaha kalkar... Gayret atın tırıstadır.
    Bu devir başka bir devir. Tefsiri mümkün olmayan hisler sarmış insanlığı. İnsan insanın kurdu. Değerlerin içi büyük bir çukur. Düşmüşüz en derin hiçliğe. En mutena duygular aleni, serkeş. En kadim dostluklar kin kuşanıyor. İnsanın bir yüzü gördüğümüz. Birkaç yüzü var görmediğimiz. En savunmasız olduğun anda, bir nisan akşamında meçhul iklimlere yol aldığımız, sırlı dikenli yollar karşılar seni... Yorulur tükenirsin. Uzaktaki ölüm meleği yaklaşır, yakınlaşır. Kendini bırakırsın sonsuzluğun kollarına.
    Elinde birikmiş duaların varsa ...
    Hicret zamanı geldiğinde...

    Elinde birikmiş duaların varsa ...
    Alnındaki secde çiçeklerini topla ve dağıt vadisi çiçeksiz gönüllere. Kışta kalmış yüreklere bahar ol. Kar ol, karı erimiş dağlara.
    Yorgun bulutların yağamadığı yağmur ol, kurak gönüllere. Billur ırmakların testisi ol suya hasret dudaklara. Bir mevsimlik menekşe gibi düşme toprağın bağrına. Sonsuzluğa ayarlanmış yüreğini bile. Göklerin saramadığı, zirvelerin ulaşamadığı en ıssız gönüllerin Kehkeşan’ı ol. Eyüp’ün sabrına eş olsun tahammülün. Her durağın ötesinde başka durak ol yolcusunu bekleyen... Merhametin senden önce yürüsün yollarda.
    Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
    Bırak yüreğin bir secde hızıyla vuslata ersin.
    Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçsin.

    Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
    Vicdanının ayak seslerini hala duyuyorsan...
    Güvercin gibi gelen baharların ardından, gelen bir acı tufan gibidir ölüm insan nefsine... Bir anda çıkıp gelir sonsuz yolculuk. Söz bitmiş,vakit tamamdır. Yüreğin karanlık bir geceyi ağırlasa da kanat çırptığında göklere, ışıkla dolacak odanın içi. Heyben doluysa, elinde ve dudaklarında duaların izi kalmışsa, vicdanın uyanıksa, ve alnında secde çiçekleri açmışsa... Koşar adım gidersin.
    Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
    Seni beklemeden sonsuza akar. Ötelerin ötesi bekler seni. Geldiğin noktaya varır yolun. Gidersin kimselere sormadan, haber vermeden. Ansızın durur hayat. Biter fasl-ı bahar.
    Göklerden gelen bu davet, aklın hesaplarının bittiği, bir çağ yenilgisidir aslında...
    Koşar adım gidersin.
    Elinde birikmiş duaların varsa.
    Ve...
    Merhametin senden fazlaysa.

    Tövbemizi Kabul Eyle Ya Rabbi...!

     

    Feda veya Vuslat...

    Feda…
    Her İnsan bir şeye aşıktır, Aşık olunan şey ise Sevgilidir ancak,
    Kimine maldır, kimine makamdır, Sevgili.Kimine evlat, kimine çiçek…
    Kiminin Erkek, kiminin Dişidir, Sevgilisi, kimine ise mey...
    Her İnsan bir Şey’e tapar, tapıcıdır zira İnsan,
    Ve her İnsan, taptığının, aşık olduğunun, Sevgili’sinin peşindedir, ancak.

    Bu Sevgili uğruna, ne Rüstemler telef oldu, ne Rüveydalar ziyan oldu.
    Ne Mallar harcandı, ne Ömürler tüketildi, ne Akıllar kaybedildi.
    Ne Gönüller yakıldı, ne Ruhlar satıldı ve ne Canlar feda edildi …
    Ne kahramanlar dizildi yollarına, ne Adamlar , ne Kadınlar...
    Nice Erkekler, nice Dişiler..
    Nice Erler İblisi dize getirdi de, nice Sofular Nefisini katletti de,
    Yine de Sevgi'liye vuslatın Ateşini söndürenini,
    Ne gören oldu, ne duyan oldu.
    Varlıklar feda edildi de yetmedi…

    Her şeyi yener de Sevgi’li yolcusu, Kendine yenilirse.
    Kendi ile yüzleşmemiş iken henüz,
    Sevgi’liyle vuslatın aşkına düşmüştür de belki,
    Aşk’ı Nefsine perde olmuştur da, sadakatinin Sultanını bilememiştir...

    Nefsine hükmedip Güç sahibi olunursa,
    O’na hükmetmek değil de, tercih edilmek hoş gelir artık.
    Tercih edilen Güzel olanmış,
    Sevgi’nin Membağı oluşundandır, belki… bilinir.

    ...Vuslat.
    Kudret gerektir, ki; Yürekleri halden hale döndürsün...
    Kudret gerektir, ki; Mekandan, zamandan kurtarsın…
    Kudret gerek, ki; Cefalara, Şifa olsun, ateşleri serin etsin…
    Kudret gerek, ki;Varlığı Tatmin etsin.
    Sultan dan gayrı kimin Haddidir, bu Kudret, şu Kudret?

    Eyy Sen…
    Madde Alemini feda edip Fakir olmuşsun,
    Nicelik Alemini terk etmiş, garip olmuşsun…
    Yaban ellerde, sahipsiz, tapusuz, makamsız .Yapa yalnız.
    Sana bakmışlar da, alevli ateşler içinde görmüşler.

    Hasbahçe de vuslatın özlemiyle büyüttüğün Sevgini,
    Yar’in Cemaline ayna yapıp, seyre dalmış, safa sürmektesin.
    Sanki, Can-ı’nın Nur-u’nu seyredersin.
    Kovulmuş iken Şehirlerden, mekanlardan, makamlardan…
    Saadeti Müjdelemek taşlanma sebebi olmuş iken, masum çocuklara…

    Ey Sen…, nereye?ya şimdi nereye?Menzil nereye?
    Bunca cefa ile,nereye?Ölmeden önce ölmeden,nereye?
    Hak Tecelli’gahı, şifa membağından gayrı, nereye?
    Orada Sultandan berat almadan nereye, nereye?
    Hangi ham Hayallerin peşine…

    Be hey Gönül kaçkını!Be hey Hayret şaşkını!
    Hayranlıkta Mest olmaktan başka, nereye??...Vesselam.



    Not:Bu yazıda Şems-i Tebrizinin, Konuşmalar Kitabından alıntılar yapılmıştır.

    Ney Hiçlendirir...

    Ney hiçlendirir; evet ne ‘içlendirir’, ne de ‘hislendirir’; bilâkis tamı
    tamına yazıldıgı gibi ‘hiçlendirir’… Faslı başkası değil, hep fasl-i
    hîçî’dir çünkü.


    Ney’in nefesinden kendi hikâyesini dinleyebilenler; ney’in vuslat’tan
    degil, firâk’tan dem vurduğunu, demini firâk’tan aldığını söylerler. Ne de güzel söylerler:
    Sîne hâhem serha serha ez firâk.


    Rûmî, “… ez firak” diyor ve ayrılıktan söz ediyor. Ney’deki hüznün
    ayrılık ateşinden nâsi bir yanış oldugunu söyleyen de yine o!
    Ez cüdâyîhâ sikâyet mî küned


    Ney’in nefesinden, nefeslenişinden başka bir şeyin değil, sadece ama
    sadece cüdâ’nın ve/veya firâk’in sesinin duyulması yokluğun sesinin duyulması değil midir duyabilenlere?


    Hiç’in sesini yani… Evet, ney’in hiçlendirmesi bundan… Nefes içini
    okşadıkça ney yanar; yandıkça yakar, yoklanırken yoklar… Saklamaya ne lüzûm var o halde? Ney yoklanmakla, yok olmakla kalmaz, yokluğa götürür, yoklar… Taayyün sözcügünün “belirli olmak, belirlenmek, sınırlanmak” gibi sözlük anlamına kanar da bazıları, taayyün’ü adem’den vücûd’a, yokluk’tan varlık’a geliş olarak, varoluş olarak tanımlamak isterler…

     

    Ne münasebet?
    Taayyün, bizâtihi ademiyettir; yokluğa dönüşmektir, varlık’tan kopuştur, gölge olmaktır, gölge haline gelmektir; tıpkı teşahhus gibi, tecessüm gibi, teferrüd gibi…

    Taayyün mutlak olan’dan mukayyed olan’a geçiştir; işaret edilebilir olmaktır, muayyen hale gelmektir.
    - O halde onca itiraz niye?
    Itiraz belirmeyi, belirlenmeyi, sınırlanmayı ‘varlık’ sananlara… Itiraz
    taayyün’ün, muayyen hâle gelmenin ne yaman bir firâk ve cüdâ oldugunu göremeyenlere… Itiraz denize bakıp dalgaların hareketini seyreden, sesini duyan, rengini gören, tuzunu tadan ve fakat bir türlü suyun kendisini farkedemeyenlere…

    Ney’in nefesiyle hiçlenenler, ney’in nefeslenmesiyle yoklananlar işte
    bunun için hüzün duyarlar; bunun için mahzûn olurlar, bunun için kadın-erkek demeksizin hâllerine ağlarlar.

    Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end Ney hiçlendirir; ney yokluğun; yok olmanın sesidir çünkü…

    Evet, ney varolmak için yokolmayı göze alışın remzidir: yanış’ın kokusu…

    Yokoluş’un ürpertisi… varlık hasreti… varoluş’ta yokoluş’u idrak…

    VARLIK’a nazaran varoluş’u yokluk görmek…

    mevcûd’un degil, vücûd’un kokusunu almaya çalışmak…

    Ney hiçlendirir!

     

    Evet, hiçlik’in sesi hiçlendirir! VARLIK’tan, varolmaktan
    sürûrun, neş’enin; HİÇLİK’ten, hiçlenmekten hüznün, kederin sâdır oluşu bundan…

    (Ne bilir ki müneccimle muvakkit geceler kaç saat?!)

    Hiç, Neyzen Tevfik’in boynunda asılı yafta… VE hiç olduğu için, hiç’i
    her’e tercih ettigi için, hiçlikte gezindigi için azâbı, azâb-ı
    mukaddes…

    Nâdânın attığı taşlardan canı acımayan ve fakat vücûduna gül değince inim inim inleyen Mansûr gibi “derd-i iştiyâk”ı serheyliyor!
    O denli vahşi, o denli doğal, o denli sâde inliyor ki… öylesine kendi
    kendine, öylesine kendince ve öylesine kendi için üflüyor ki… magrur ve umursamaz… hiçleniyor, hiçlendikçe hiçiyor… kaçıyor çünkü…
    kendisinden ve kendince ve fakat yine kendine kaçıyor… mehâbet’le degil sadece, aynı zamanda mehabbet’le üflüyor… üflediği fasl-i hîçî…


    1927′de Toptası Timarhanesi’nde yazdığı şu dörtlük, hikâyesinin bir özeti gibi:
    Gezindim sâz-ı hicrânımla binbir perde üstünde Şu aheng-i hayatın darbını taksime yeltendim.
    Karar verdim adem-âbâd-i gamda fasl-ı hîçîde, Şunu derkeyledim ancak ki bârım kendime kendim!
    Ne büyük bir nimet ki Neyzen’in taksimlerinden küçük bir demet günümüze ulaşmış durumda. Insana düzenli bir bahçeden ziyade yabanil bir çayirligin ortasinda geziniyormus hissi veren bu nagmeler tam da erbâb-i hiç’e göre…

    Dermanlarının yine dertleri olduğunu bilmeksizin dertlerine derman
    arayanlar, ne derdi, ne de dermanı biliyor demektir. O halde bırakalım
    onlari kendi hallerine, dertlerine derman arayadursunlar!

    Bizse bu arada “erbâb-i hiç”le birlikte dertlerimizden zevkyâb olmaya
    çalışıp hiçlenelim!

    Ahmet F Yüksel