sevgi 的个人资料Sevgili(s.a.v), her acıy...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


Yüreğime Gel ya MUHAMMED(s.a.v)

Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir ya Muhammed!!

Ay’ı böldüğün gibi yüreğimi de, aşkınla ikiye böl!

Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını;

Ey Nazlı Sultan!

İbrahim’in baltasını al eline ve kır yüreğimdeki bütün putları. Musa’nın elini getir yüreğime ve aydınlat yüreğimi.

Musa’ nın asasını vur gönlüme!Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ’ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında.

Yüreğime gel ya MUHAMMED!

Yüreğim;hicretinden önceki Medine gibi seni bekliyor. Yüreğime hicret et ya MUHAMMED.!Gel ve mescidini kur gönlüme..Münafıklığı ve küfrü kov kalbimden..Ve iman devletini kur yüreğime…

Yüreğime gel ya MUHAMMED.!

Misafirlerin en azizi,en güzeli!En mubareği ve en mukaddesi!Misafirlerin gülü,en güler yüzlüsü,en güldüren yüzlüsü,güllerin kendisinden güzellik ve ilham aldığı,gül yüzlü ve gül yürekli Nebi!!!

Gel ve gülle donat kalbimi!

Gel ve nurunla doldur,gel ve sevginle kandır, gel ve aşkınla yandır yüreğimi!Sensiz ana babasını kaybetmiş gözü yaşlı,kalbi yaralı bir yetimim ey Nebi!Gel ve sevindir beni,okşa saçlarımı,al gönlümü.Tut ki;erken yitirdiğin Kasım’ınım,doyamadığın Abdullah’ınım.
Tut ki; canının goncası torunun Hüseyin’im. Şefkatinle sar beni,muhabbetinle kuşat beni ey Nebi…


Yüreğime gel ya Muhammed.!Yüreğim şimdi Mescidi Aksa…Filistinli çocuklar koşuyor yüreğimin bulvarlarında..Kimisi babasını arıyor gözü yaşlı, kimisi oyun yerine taş atıyor zulmün beynine,kimisi küçük bedenine gelinlik yerine,damatlık yerine bombalar kuşanmış yürüyor küfrün kalbine.

Şehadetin gururu ve ay yüzlerinde…

Ve Ümmetin boynu bükük, ümmetin diz çökmüş yüreğimde. Haydi! Yüreğime

gel ey Nebi!Cebrail’le,Burak’la gel!Ve imanı yaralanmış,izzeti paralanmış,namusu ayaklar altına alınmış,her cephede yenik düşmüş ümmetinin yüreğini sevgi yağmurlarınla yıka ve çıkar miraca!!!!!

Ey Nebi!”Sevdiğinize sevginizi söyleyin”buyuruyorsun. İşte söylüyorum,işte haykırıyorum sana;

SENİ SEVİYORUM EY NEBİ…

SENİ ÇOK SEVİYORUM!!!!!

VE EN BÜYÜK SEVGİLİ’ DEN ;önce O(c.c)’u ve sevgisini,sonra da seni ve sana kavuşmayı diliyorum…

Seni seviyorum Efendim!

Seni çok seviyorum ey SEVGİLİ!!!!!!!!!!!!!!

Selam ve Dua ile…

 

Kardelen

 

Kardelen
Uploaded by kutaysevgi

Bekleyiş...

 
Gelsen!
Artık gelsen!
Gelmen gerektiğine dair ne söyleyebilirim ki senin bilmediğin?
Sezmediğin ya da?
Heybemde gelmenin gerekirliğine ilişkin hangi sözcük nasıl bir yetkinlikte olabilir ki? Gelsen!

Evet süsü sendin arzın! Süsü sensin! Kaynağı sendin. Kaynağı sensin. Sulhu bahşetsen artık! Kainatın çöle döndüğü gerçeği gizli olabilir mi sana? Toprağın şerha, şerha yarıldığını söylesem.. pınarların kuruduğunu, gözelerin kaynamadığını söylesem.. yüreklerin sevinçle coşmadığını.. yer yüzünün kana bulandığını söylesem.. dile getirsem bütün olup bitenleri.. bunlar sana gizli olanlar mıdır? Hangi şey sana gizlidir ki? Hangi şey senden gizli kalmayı isteyebilir ki!

Gelir misin? Gönüllerin merhameti unuttuğunu sana haber versem.. sevinç gözyaşlarının arkaik bir söylen olarak algılandığını söylesem.. gelişini bağışlar mısın? Bağışla artık gelişini! Bağışla! Gözleri açılmamış kedi yavruları için olsun hiç değilse gelişin! Gözleri kan çanağına dönmüş insan yavruları için.. öfkenin, kinin, öç'ün süte döndüğü memelerde emzirilen ve böylelikle zehirlenen bebeler için olsun gelişin. Desem gelir misin?

Gelir misin? Yoksulluğu biriktirilemeyen mallarda bilenler için gelir misin? Gelsen! Yolunu kaybeden yolcular için.

Gelsen! Gelsen artık! Avuçları kan içinde doğanlar için.. yükünü düşüren yüklüler için. Devrilen dağlar için. Yakılan ağıtlar için..

Gel! Kanına girilen merhamet için. Çarmıha gerilen şefkat için. Issıza çökertilen namus için. Soldurulan güzellik için. Kuşlar için gel. Böcekler için, solma bilgisinden mahrum çiçekler için.. gel seni beklemede her şey!

Gel! Ah bir gelsen! Bir gelsen! Gelsen eriyecektir buz kaplı gönüller. Öfke kesilen yürekler. Damarlarında hayat devinir akreplerin, yılanların.. çıyanların bile. Gelsen kurtla kuzu barış törenlerinde buluşacaktır. Barış çubuklarını yakacaklardır.

Gel! Gözler ışık, topraklar su tutmuyor. Gel gözler ışık topraklar su tutsun.

Gel! Mevsimler bile şaşkın.. şaşkın masumlar için olsun gelişin..

Gel! Avarelikten başka bir şey kalmadı ellerinde gökteki yıldızların.. kalpler perişandır elinde sızıların.

Gelsen! Dirilir yer.. gök dirilir. Diriliş erleri erenleri için gel! Direniş erleri erenleri için gel. Gel yağmurlar gelsin.. bereket gelsin. Başaklar yedi versin. Başaklar yedi verir gelişinle.

Gel! Tükensin kıtlık, tükensin yokluk.. kavuşsun uçurumlar.. kavuşsun yarlar.

Gelsen! Sen gelsen açılır kapısı kalelerin.. açılır yedi kilitli mahzenler.. dehlizler boğulur ışığa. Aydınlığa tutunur gözlerim. Aydınlığa bulanır evren. Diner kan fırtınası.. bahara erer kâinat.

Gelsen! Ah bir gelsen yorgunlukları biter ayakların, ellerin, yılgınlıkları geçer gönüllerin.. kırgınlıkları biter..

Gel! Perişan gönüller için. Perişandır gönlüm. Gözyaşlarım yanaklarımı oymakta gidişinden beri.

Bekliyorum gel emi?

Yollar

 
 
Yollarımı Aç Allah'ım(c.c)
 
Yüküm ağır yolum uzun
Yol yürümek benim yazım
Hem öksüzüm hem yanlızım
Yollarımı aç Allahım(c.c)

Nur-ı aynım,iki gözüm,

Nur-ı aynım,iki gözüm,bildinmi neydi sabır?
Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk.Hani neydi nesre çevrilemeyen söz.Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.
Sabır bir aydınlık,sabır bir teselli...
Büyük sahraya yağmur,istiridyeye inci...
Sabır göz pınarlarını kurutan ferhlık;sabır hüzünler kulübesinin ışığı...
Eyyyüb ile Yakub,Derviş ile Sultan...

Nur-ı aynım,iki gözüm bildinmi neydi sabır?Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi;son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçekmi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebekmi?Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı,nur-ı aynım,altın şehirlere uçan ebabiller bilir.Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru.Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab'ın son sayfasına,sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım,sabrı şeydalanır.

Sabır bir hazineki...Yılanlar bekler gerçek!...Bir hazineki...Tek miskali Yusuf'lar satın alır...Bir hazineki...Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından.
Bir hikaye anlat ban sabra dair,nur-ı aynım,bir hikaye anlat;gerçek olsun.Kalbinin rengi damlarken hani,çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri,onu anlat.Yanağına düşen her güneş damlasıyeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani,onu anlat.Kafesi taşlara çalıp içindeki ni salıvemediğindenmi,nur-ı aynım,yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğindenmi,bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor,argıçlar kirişlere...

Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım,
kilimi anlat...Sabrı bildinmi nur-ı aynım,bildinmi sabrı?Hani yağmur çamur okula gidip detipi boran kapıda bekleyen var ya!...Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşlupa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu...Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!...
Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?...Helvaya durdu korukları,acımsılık lezzet oluyor dimağlarında.Onlar ki,soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların,açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!...İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım,sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi,yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar...Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski palklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar,bir gece daha...Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım,şehir bir denize dğru ağlamakta.

Bildin mi sabrı nur-ı aynım,neydi sabır?Sabır adına ve umut adına...Kol kanat edinip umutları,bereketli baharlara bir koşu başlarmı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağalayan ve göz yaşlarınc yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor,aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk...

Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabırheykelinin eli değiyor eline.

Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım,

zirvede bir imtihan var…

İskender Pala

KALK VE DİRİL

Yolun açık olsun.!
Fakr u zarûret ve dertlerin var ki bir sürü,

Ne gam, iyi bir yoldasın, hiç durmadan yürü;

Yürü ki yollar ondan başlayıp onda biter, Ulaşabilirsen ona, o(c.c) sana yeter...

 

Çehrenden bencileyin bir gurbet kaderi var,

Her zaman duruşun gamlı, tavrında sitemkâr; Ah, bir inlese bağrındaki sineler zâr zâr, gelecektir mutlaka o beklenen nevbahar.

 

Kalbden kalbe yol...
Sırlar yumağı bir varlıktır insan,
O’ndan geldiği apaçık ayân;
Kalb kalble irtibatlı işte mizan,
Anlamaz bunu ayakta uyuyan…

 

Bu bir maskaralık olsa da

Hayat, kalb ve kafanın rengini aksettirir,
Ruh bugün aldığını yarın geri verir..

 

Hayat dileniyor O’ndan taş, toprak, ot, ağaç,
Sen de O’na yönel, ellerini hep O’na aç;
Lutfedip hazanı nevbahara çeviren O,
İsteyip dilemekse bir vasıta, bir araç

 

Hem gurbet hem yolculuktur insana bu ömür,
Koşar bir mukadder yolda hep nefes nefese.
Yürünen yolda bir belirsiz telaş köpürür;
Kulak verenler için öteden gelen sese,
Ne temaşa zevki sunar yolculuk herkese.

 

Kalk açıl enginliklere...

Dünyâ şimdilerde haince bir emele ram,
Bilmem ne zaman gerçekleşir ruhlarda kıyam..!

alıntı

HAMD OLSUN ALLAH'A

 
Ubeyde Bin Muhâcir Rahmetullahı Aleyh'in, Dımeşk'in en zengin kişileri arasında gösteriliyordu.
Zenginliğini daha da artırmak için uzak memleketlere ticaret kervanları gönderir, bir kısmında bizzat hazır bulunurdu. Bu seferlerden birini Azerbaycan'a yapmıştı. Ticaret kervanı Azerbaycan bölgesinde yol alırken, yemyeşil bir vahaya rastladılar. Ubeyde Bin Muhacir arkadaşlarına dönerek:
–"Burada konaklayalım, bundan daha güzel bir yer bulamayız, ihtiyaçlarımızı giderene kadar burada kalalım."
Kervan konaklar, kimi istirahata çekilir, kimi yakınlardaki bir nehirde serinler, her biri bir köşeye çekilir.
Ubeyde de; yemyeşil ağaçların altında gezinti yapmaktadır. Birden kulağına bir ses gelir.
"Hamd olsun Allah'a" sesin geldiği istikamete bakar, kimsecikler yoktur. Adımlarını sesin geldiği yöne doğru hızlandırır. Aynı sesi tekrar işitir.
"Hamd olsun Allah'a" Sesin geldiği yeri görür. Bir ağacın altında, yere kazılmış bir çukur ve çukurun içinde hasıra sarılmış yatan bir adam. Adama selam verir, adamda selamını alır. Ubeyde sorar:
"Ey Allah'ın kulu sen kimsin, burada ne yapıyorsun?"
"Ben bir Müslüman'ım"
"Bu halin nedir?"
"Bu halim, şükretmemi gerektirecek bir haldir, bende şükrediyorum."
"Neyine şükrediyorsun? Üzerinde bir hasır, bir çukurun içindesin buna mı şükrediyorsun?"
"Rabbime şükretmem için o kadar sebep var ki saymakla bitiremem. Beni en güzel surette yarattı, Müslüman doğdum, Müslüman yaşadım, inşallah ruhumu da Müslüman olarak alacak. Sağlık verdi, üzerimi örtecek şu hasırı verdi, kendisini zikretmeyi nasip etti. Bu hal üzere akşamlarım ve sabahlarım, ben şükretmeyeyim de ne yapayım?"
Ubeyde adamın haline şaşırmıştır. Şaşkınlığını üzerinden atar atmaz:
"Ey Müslüman! Allah sana rahmet etsin. Sen şimdi benimle birlikte gel, kervanımız şu nehrin kenarındadır. Orada bize misafir ol, karnını doyurur, ihtiyaçlarını bir güzel karşılayalım."
"Benim bahsettiğiniz şeylere ihtiyacım yok."
Bu adam Ubeyde'ye dehşet bir ders vermişti. Düşünceler içinde kervana doğru yürüdü. Nasıl olmuştu da bu adam , bu halde bu kadar mutlu ve mesud olabiliyordu. Kendisi Dımeşk'ın en zengini, en iyi yaşayanı ve imkanları en geniş olanı olduğu halde, bu kadarla yetinmiyor daha çok, daha çok istiyordu.
O gece kervanda hiç kimse ile konuşmadı. Bu gün yaşadığı olay onda çok derin izler bırakmıştı. Sabah kalktığında kararını vermişti. Arkadaşlarına:
"Ben geri dönüyorum. Bunca yıldır ticaretle uğraşıyorum, ticaretle uğraşmak gözlerimizi kör etmiş, bugüne kadar tövbesinde sadık bir kul olmadım, bundan sonra tövbesinde sadık bir kul olacağım."
Arkadaşları, Ubeyde'yi kararından döndürmeye çalışsalar da, o bir kere kararını vermişti, artık bundan dönüş yoktu.

Be Dostum...

 

Can illerinden gelmişem...

Bizim Yunus her zaman efsunkâr, her vakit ranadır.

Kelimelerinden ilhamlar savrulur üstadın, dilinde şekerler ezilir.

Hangi şair kıskanmaz şu yalın ama derin ifadeyi; hangi insan meftun olmaz ona?!..

Can illerinden gelmişem

 

Fani cihanı n’eylerem Şu “can illeri” ifadesindeki ahenk ve şairaneliğe bakınız. İlk mısrada çarpıyor insanı. “Can illeri!..”

Birkaç kez tekrar edin bu iki kelimeyi içinizden ve gözlerinizi yumup düşünün… İşlenmiş bir dilin bir medeniyeti taşıdığını söyleyenlere hak verecek siniz. Basit gibi görünen iki kelime…

Bir şair tarafından yan yana getirildiğinde yüksek bir ilhamın bol manzaralı bahçesine götürür sizi. Sanatlı söyleyişlere, lugatlardan özel seçilmiş kelimelere, değişik üslup arayışlarına ihtiyaç yoktur bunun için. Gerçek bir şair, saf ve arı duru dilini kullanarak da şiir yazar ve hem de onu sehl-i mümteni eyler.

Öyle de, “Can illeri” tamlamasını Yunus, “Can meclisi, Bezm-i can, Elest meclisi, Bezm-i elest, Bezm-i ezel, Kalu Bela…”

gibi dinî terminoloji dolayısıyla Arapça veya Farsça kelimelerden kurulu bir tamlamaya kendi öz dilinden bir karşılık olarak kullanıyor. Hani daha dünya yaratılmamıştı da Allah önce canlarımızı var edip bizi huzuruna toplamış, sonra da cemalini göstererek sormuştu:

- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Bütün ruhlar hiç şüpheye düşmeden ve hiç tereddüt göstermeden;

- Evet, dediler; elbette Sensin bizim Rabbimiz!..

Bunun üzerine Allah, “Ben de sizi birbirinize şahit tutuyorum (Bakalım ileride, size dünyada beden giydirdiğimizde bu sözünüzde duracak mısınız, yoksa dönecek misiniz?)” buyurdu ve ancak ondan sonra kalem kaderlerimizi yazmaya başladı. Bu dünyadaki imtihanlarımız işte hep o zaman verdiğimiz sözde durup durmadığımıza dairdir ve âşık için Allah’ın cemalinden ötesi kuru kavgadan ibarettir.

 Nitekim Koca Yunus şiirine şöyle devam eder:

Ben dost cemalin görmüşem

Hur-i cinanı n’eylerem

Öyle ya, Can illerinde Dost cemalini gören kişi, cennetlerdeki huriye dönüp bakar mı hiç?

Ne diyelim: “Yunus bir söz diyesi, başka söze benzemez”

İSKENDER PALA

Gurbet gülünün Dikeni...

DERTLER RENK renk, acılar çeşit çeşit…
İçinden çıkılmaz çileler, solduran sancılar, inleten elemler, imbik imbik süzüle üzüntüler, üzerinden silindir gibi geçen gamlar…
Yük ağır, yalnızlık daha ağır…

Yalnızlık ağırlığıyla yürümek yoruyor, keder kelimeler kalbi kanatıyor… Kanatlar kırık, rüzgâr esmiyor, neşe yağmıyor… Umut bulutlar uzakta, eller boş, yürek sızı dolu… Çağlayan acılar ağlatıyor…

Yalın ayak koşturuyor; yetişemediği serap sevgilerin peşinde… Ayağı kanıyor, yüreği yanıyor… Yağmurlar nerdesin?

Buzdan canlar, camdan evlerde yaşıyor ruhunun üşümüşlüğünde… Toprak cana, canın toprağına sığınmak, sancılarını dindirmek diliyor; dil suskun, gönül suskun, gül solgun…

Sokaklar sıkıyor, caddeler cezp etmiyor, şehir neşe vermiyor… Dertlerin daralttığı, kederlerin kapattığı dar geçitler geçit vermiyor… Yüzü yırtık, yüreği yırtık, yürüyor yine de…

Kabuk bağlamış kederler, düğüm olmuş dertler, dönmeyen çare çarklar, açılmayı bekleyen kapılar, akmayı bekleyen bereket nehirler… Bekletip de gelmeyen vefa, yanından ayrılmayan cefa, “canım” diyen cansız sözler, canım; bu kafes dar mı geldi sana?
Dertlerden dertlere sığınmak, cefalardan cefalara bürünmek, çaresizliği çare diye içmek, kurumuş umutları dişlemek, düşleri gerçek gerçekleri düşmek görmek, düşmeye göresin; elinden tutan kim?

Kimsesizlikte kendine konuşmak, kar etmeyen kalabalıklardan kendine koşmak, suskunlukla söylemek; teli kopuk saz başka ne yapsın ki?

Gece suskun, ay renk vermiyor, yıldızlar yar değil, yollar kıvrım kıvrım, yalnızlık yanı başında; yürü yürü yürü, yol bitmiyor… İstersen bir türkü tuttur: “ uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” “ bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece” ne çare…

Duran ve dinleyen olmadıktan sonra… Dur ve dinle öyleyse; sessizliğin sesini, kederin kalbini, elemlerin inlettiğini, gecenin dillendirdiğini, rüzgârın söylediğini, yıldızların yaldızlı sözlerini; diyecekler ki : “ benim sadık dostum kara topraktır”…

Dinleyemiyorsan, ömür perdeleri kapanırken; “biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun” diyemez, sonsuzluk sabahında selamla dirilemezsin… Dileklerin dirildiği, duaların cevap verildiği diyarda, melek kanatlarla uçamazsın… Saf sevgiyi, sınırsız şefkati, perdesiz güzellikleri, gecesiz gündüzleri, güneşin sönük kaldığı aydınlığı, sevincin çağlayışını, coşkunun parlayışını, yalnızlığın uzaklaşması yârin yakınlığını, elemsiz lezzetleri, kedersiz kavuşmaları, gönlün gönüllü gülüşünü hissedemezsin…

Hislerin perişanlığını, zihninin karanlığını, düşüncelerinin donukluğunu yırt; altından ümit filizlerin çıkışını seyret… Sonsuz süruru düşün; düşlerinin derinliğinde, hislerinin enginliğinde… Karanlığın kara toprakta kayboluşu doğsun zihninde, fikrin fezaların üstünü seyretsin…

Anla ki her şey seyirlik ve geçici… Geçtiğin dikenli yolları, aldığın elemli nefesleri boş sanma; bir sabah doğduğunda, her şeyin dili çözülecek, şifreler açılacak, kapılar kalkacak, duvarlar yıkılacak, her şeyin anlamını anlayacaksın…

Can evinden, canlar cananına kirli kanatlarla uçamazsın… Anla ki kader, kederi, kirli kanatları temizleyesin diye veriyor; bana çabuk, bana rahat gelesin diye…

Ey kaderin sahibi… Kolaylaştır, güç ver güçsüzlüğüme… Elimden tut yalnızlığımın…

Şefkatinle okşa kalbimi, rahmetinle sar yaralarımı…

Sevginle sık ruhumu, sana sevgim çıksın…

Çıkılmazlıklardan çıkaracak, düşkünlükten yüceltecek, perişaniyetimi giderecek yalnız sensin…

 

Kanatlarımı kuvvetli kıl ki kolay kavuşayım sana…

Gurbet gülünün dikenleri kalbimi kanatıyor,

kalbim sana emanet,

ey kalbimin sahibi.

 

alıntı

Selâm Sana, Âlemlerin Rahmeti

Selâm Sana, Âlemlerin Rahmeti, 

Gönüllerin, iki cihan serveti, 

Yedi katlı semâların zîneti, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa.
 

Selâm Sana, Âlimlerin yücesi, 

Göklerdeki ilk Nûr’un üç hecesi, 

Şâhit Sana âyetlerin nicesi, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa.

 

Selâm Sana, ümitlerin elçisi, 

Kıyâmet gününde, sırat bekçisi, 

Ümmetin, Allah’a yalvaran sesi, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa.

  

Selâm Sana, Cennetlerin yoldaşı, 

Sevgi san’atının, usta nakkaşı, 

Rabb’in en sevgili kulu, sırdaşı, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa.

 

Selâm Sana, Peygamberler Sultânı, 

Gönüller mimârı, canlar cânânı, 

Mahşer tayfununda, ruhlar mekânı, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa.

 
Selâm Sana, ad ve sıfat zengini, 

Cihana vermedi, Allah dengini, 

Ve kimseye, o nûrâni rengini, 

Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. 

 

Cengiz Numanoğlu

Dünya

  

 

 

Kalbine Tutun...

Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını Kalbin,

kuyularda ümidini diri tutan Yusuf'un
çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu.

Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş Meryem kadar sessiz anlatsın masu
mluğunu.

Özlemlerin, Medine'de Muhammed'in(Selamun Aleykum.v) gelişini bekleyen insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını
.


Düşüncelerine tutun.
Kendi vicdanının yargıcı,
Kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni,
Kendi sıkıntısının ilacı,
Kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
Kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol...


Kalbine tutun.

Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin.

En çok da kendine özlem duy.Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa.

Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrümün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle.En çok kalbine, kendine tutun...

Çünkü ;

Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed'in (s.a.v.) Hira'dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.

Hayat bilmeli ki asıl olan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.

Hayat bilmeli ki asıl olan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır...