sevgi's profileSevgili(s.a.v), her acıy...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
Sevgili(s.a.v), her acıya lezzet verir.... Sevgi&KUTAYYüreğime Gel ya MUHAMMED(s.a.v)
Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir ya Muhammed!! Ay’ı böldüğün gibi yüreğimi de, aşkınla ikiye böl! Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını; Ey Nazlı Sultan! Musa’ nın asasını vur gönlüme!Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ’ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında. Yüreğime gel ya MUHAMMED! Yüreğim;hicretinden önceki Medine gibi seni bekliyor. Yüreğime hicret et ya MUHAMMED.!Gel ve mescidini kur gönlüme..Münafıklığı ve küfrü kov kalbimden..Ve iman devletini kur yüreğime… Misafirlerin en azizi,en güzeli!En mubareği ve en mukaddesi!Misafirlerin gülü,en güler yüzlüsü,en güldüren yüzlüsü,güllerin kendisinden güzellik ve ilham aldığı,gül yüzlü ve gül yürekli Nebi!!! Gel ve gülle donat kalbimi! Gel ve nurunla doldur,gel ve sevginle kandır, gel ve aşkınla yandır yüreğimi!Sensiz ana babasını kaybetmiş gözü yaşlı,kalbi yaralı bir yetimim ey Nebi!Gel ve sevindir beni,okşa saçlarımı,al gönlümü.Tut ki;erken yitirdiğin Kasım’ınım,doyamadığın Abdullah’ınım. Şehadetin gururu ve ay yüzlerinde…
Ve Ümmetin boynu bükük, ümmetin diz çökmüş yüreğimde. Haydi! Yüreğime
gel ey Nebi!Cebrail’le,Burak’la gel!Ve imanı yaralanmış,izzeti paralanmış,namusu ayaklar altına alınmış,her cephede yenik düşmüş ümmetinin yüreğini sevgi yağmurlarınla yıka ve çıkar miraca!!!!!
Ey Nebi!”Sevdiğinize sevginizi söyleyin”buyuruyorsun. İşte söylüyorum,işte haykırıyorum sana; SENİ SEVİYORUM EY NEBİ…
SENİ ÇOK SEVİYORUM!!!!!
VE EN BÜYÜK SEVGİLİ’ DEN ;önce O(c.c)’u ve sevgisini,sonra da seni ve sana kavuşmayı diliyorum… Seni seviyorum Efendim!
Seni çok seviyorum ey SEVGİLİ!!!!!!!!!!!!!!
Selam ve Dua ile…
Bekleyiş...![]() Gelsen!
Artık gelsen!
Gelmen gerektiğine dair ne söyleyebilirim ki senin bilmediğin?
Sezmediğin ya da?
Heybemde gelmenin gerekirliğine ilişkin hangi sözcük nasıl bir yetkinlikte olabilir ki? Gelsen! Evet süsü sendin arzın! Süsü sensin! Kaynağı sendin. Kaynağı sensin. Sulhu bahşetsen artık! Kainatın çöle döndüğü gerçeği gizli olabilir mi sana? Toprağın şerha, şerha yarıldığını söylesem.. pınarların kuruduğunu, gözelerin kaynamadığını söylesem.. yüreklerin sevinçle coşmadığını.. yer yüzünün kana bulandığını söylesem.. dile getirsem bütün olup bitenleri.. bunlar sana gizli olanlar mıdır? Hangi şey sana gizlidir ki? Hangi şey senden gizli kalmayı isteyebilir ki! Gelir misin? Gönüllerin merhameti unuttuğunu sana haber versem.. sevinç gözyaşlarının arkaik bir söylen olarak algılandığını söylesem.. gelişini bağışlar mısın? Bağışla artık gelişini! Bağışla! Gözleri açılmamış kedi yavruları için olsun hiç değilse gelişin! Gözleri kan çanağına dönmüş insan yavruları için.. öfkenin, kinin, öç'ün süte döndüğü memelerde emzirilen ve böylelikle zehirlenen bebeler için olsun gelişin. Desem gelir misin? Gelir misin? Yoksulluğu biriktirilemeyen mallarda bilenler için gelir misin? Gelsen! Yolunu kaybeden yolcular için. Gelsen! Gelsen artık! Avuçları kan içinde doğanlar için.. yükünü düşüren yüklüler için. Devrilen dağlar için. Yakılan ağıtlar için.. Gel! Kanına girilen merhamet için. Çarmıha gerilen şefkat için. Issıza çökertilen namus için. Soldurulan güzellik için. Kuşlar için gel. Böcekler için, solma bilgisinden mahrum çiçekler için.. gel seni beklemede her şey! Gel! Ah bir gelsen! Bir gelsen! Gelsen eriyecektir buz kaplı gönüller. Öfke kesilen yürekler. Damarlarında hayat devinir akreplerin, yılanların.. çıyanların bile. Gelsen kurtla kuzu barış törenlerinde buluşacaktır. Barış çubuklarını yakacaklardır. Gel! Gözler ışık, topraklar su tutmuyor. Gel gözler ışık topraklar su tutsun. Gel! Mevsimler bile şaşkın.. şaşkın masumlar için olsun gelişin.. Gel! Avarelikten başka bir şey kalmadı ellerinde gökteki yıldızların.. kalpler perişandır elinde sızıların. Gelsen! Dirilir yer.. gök dirilir. Diriliş erleri erenleri için gel! Direniş erleri erenleri için gel. Gel yağmurlar gelsin.. bereket gelsin. Başaklar yedi versin. Başaklar yedi verir gelişinle. Gel! Tükensin kıtlık, tükensin yokluk.. kavuşsun uçurumlar.. kavuşsun yarlar. Gelsen! Sen gelsen açılır kapısı kalelerin.. açılır yedi kilitli mahzenler.. dehlizler boğulur ışığa. Aydınlığa tutunur gözlerim. Aydınlığa bulanır evren. Diner kan fırtınası.. bahara erer kâinat. Gelsen! Ah bir gelsen yorgunlukları biter ayakların, ellerin, yılgınlıkları geçer gönüllerin.. kırgınlıkları biter.. Gel! Perişan gönüller için. Perişandır gönlüm. Gözyaşlarım yanaklarımı oymakta gidişinden beri. Bekliyorum gel emi? YollarYollarımı Aç Allah'ım(c.c)
Yüküm ağır yolum uzun
Yol yürümek benim yazım
Hem öksüzüm hem yanlızım
Yollarımı aç Allahım(c.c)
Nur-ı aynım,iki gözüm,
Nur-ı aynım,iki gözüm,bildinmi neydi sabır?
Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk.Hani neydi nesre çevrilemeyen söz.Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.
Sabır bir aydınlık,sabır bir teselli...
Büyük sahraya yağmur,istiridyeye inci...
Sabır göz pınarlarını kurutan ferhlık;sabır hüzünler kulübesinin ışığı...
Eyyyüb ile Yakub,Derviş ile Sultan...
Nur-ı aynım,iki gözüm bildinmi neydi sabır?Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi;son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçekmi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebekmi?Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı,nur-ı aynım,altın şehirlere uçan ebabiller bilir.Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru.Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab'ın son sayfasına,sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım,sabrı şeydalanır. Sabır bir hazineki...Yılanlar bekler gerçek!...Bir hazineki...Tek miskali Yusuf'lar satın alır...Bir hazineki...Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından. Bir hikaye anlat ban sabra dair,nur-ı aynım,bir hikaye anlat;gerçek olsun.Kalbinin rengi damlarken hani,çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri,onu anlat.Yanağına düşen her güneş damlasıyeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani,onu anlat.Kafesi taşlara çalıp içindeki ni salıvemediğindenmi,nur-ı aynım,yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğindenmi,bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor,argıçlar kirişlere... Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat...Sabrı bildinmi nur-ı aynım,bildinmi sabrı?Hani yağmur çamur okula gidip detipi boran kapıda bekleyen var ya!...Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşlupa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu...Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!... Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?...Helvaya durdu korukları,acımsılık lezzet oluyor dimağlarında.Onlar ki,soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların,açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!...İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım,sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi,yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar...Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski palklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar,bir gece daha...Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım,şehir bir denize dğru ağlamakta. Bildin mi sabrı nur-ı aynım,neydi sabır?Sabır adına ve umut adına...Kol kanat edinip umutları,bereketli baharlara bir koşu başlarmı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağalayan ve göz yaşlarınc yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor,aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk... Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabırheykelinin eli değiyor eline. Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım, zirvede bir imtihan var… İskender Pala KALK VE DİRİL
Yolun açık olsun.! Ne gam, iyi bir yoldasın, hiç durmadan yürü; Yürü ki yollar ondan başlayıp onda biter, Ulaşabilirsen ona, o(c.c) sana yeter...
Çehrenden bencileyin bir gurbet kaderi var, Her zaman duruşun gamlı, tavrında sitemkâr; Ah, bir inlese bağrındaki sineler zâr zâr, gelecektir mutlaka o beklenen nevbahar.
Kalbden kalbe yol...
Bu bir maskaralık olsa da
Hayat dileniyor O’ndan taş, toprak, ot, ağaç,
Hem gurbet hem yolculuktur insana bu ömür,
Kalk açıl enginliklere... alıntı HAMD OLSUN ALLAH'A![]() Ubeyde Bin Muhâcir Rahmetullahı Aleyh'in, Dımeşk'in en zengin kişileri arasında gösteriliyordu.
Zenginliğini daha da artırmak için uzak memleketlere ticaret kervanları gönderir, bir kısmında bizzat hazır bulunurdu. Bu seferlerden birini Azerbaycan'a yapmıştı. Ticaret kervanı Azerbaycan bölgesinde yol alırken, yemyeşil bir vahaya rastladılar. Ubeyde Bin Muhacir arkadaşlarına dönerek: –"Burada konaklayalım, bundan daha güzel bir yer bulamayız, ihtiyaçlarımızı giderene kadar burada kalalım." Kervan konaklar, kimi istirahata çekilir, kimi yakınlardaki bir nehirde serinler, her biri bir köşeye çekilir. Ubeyde de; yemyeşil ağaçların altında gezinti yapmaktadır. Birden kulağına bir ses gelir. "Hamd olsun Allah'a" sesin geldiği istikamete bakar, kimsecikler yoktur. Adımlarını sesin geldiği yöne doğru hızlandırır. Aynı sesi tekrar işitir. "Hamd olsun Allah'a" Sesin geldiği yeri görür. Bir ağacın altında, yere kazılmış bir çukur ve çukurun içinde hasıra sarılmış yatan bir adam. Adama selam verir, adamda selamını alır. Ubeyde sorar: "Ey Allah'ın kulu sen kimsin, burada ne yapıyorsun?" "Ben bir Müslüman'ım" "Bu halin nedir?" "Bu halim, şükretmemi gerektirecek bir haldir, bende şükrediyorum." "Neyine şükrediyorsun? Üzerinde bir hasır, bir çukurun içindesin buna mı şükrediyorsun?" "Rabbime şükretmem için o kadar sebep var ki saymakla bitiremem. Beni en güzel surette yarattı, Müslüman doğdum, Müslüman yaşadım, inşallah ruhumu da Müslüman olarak alacak. Sağlık verdi, üzerimi örtecek şu hasırı verdi, kendisini zikretmeyi nasip etti. Bu hal üzere akşamlarım ve sabahlarım, ben şükretmeyeyim de ne yapayım?" Ubeyde adamın haline şaşırmıştır. Şaşkınlığını üzerinden atar atmaz: "Ey Müslüman! Allah sana rahmet etsin. Sen şimdi benimle birlikte gel, kervanımız şu nehrin kenarındadır. Orada bize misafir ol, karnını doyurur, ihtiyaçlarını bir güzel karşılayalım." "Benim bahsettiğiniz şeylere ihtiyacım yok." Bu adam Ubeyde'ye dehşet bir ders vermişti. Düşünceler içinde kervana doğru yürüdü. Nasıl olmuştu da bu adam , bu halde bu kadar mutlu ve mesud olabiliyordu. Kendisi Dımeşk'ın en zengini, en iyi yaşayanı ve imkanları en geniş olanı olduğu halde, bu kadarla yetinmiyor daha çok, daha çok istiyordu. O gece kervanda hiç kimse ile konuşmadı. Bu gün yaşadığı olay onda çok derin izler bırakmıştı. Sabah kalktığında kararını vermişti. Arkadaşlarına: "Ben geri dönüyorum. Bunca yıldır ticaretle uğraşıyorum, ticaretle uğraşmak gözlerimizi kör etmiş, bugüne kadar tövbesinde sadık bir kul olmadım, bundan sonra tövbesinde sadık bir kul olacağım." Arkadaşları, Ubeyde'yi kararından döndürmeye çalışsalar da, o bir kere kararını vermişti, artık bundan dönüş yoktu. Can illerinden gelmişem... |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|